Parçalı Bulutlu
Açık

19 Nisan 2018 Perşembe
   EDİRNE | RÖPORTAJLAR | YAZARLAR | FOTO GALERİ | VİDEO GALAERİ | Reklam | Künye | İletişim
 YAZARLAR
/ Edirne Ahval / Bağımsız Günlük Siyasi Gazete  
edirneahval@gmail.com
Altay BAYATLI
SULTAN II. BAYEZİD HAN KÜLLİYESİ
28 Haziran 2016, 13:44

   SULTAN II. BAYEZİD HAN KÜLLİYESİ

     Değerli okurlarımız. Bugün sizlere Edirne'de günümüzde sağlık müzesi olarak görev yapan Sultan II. Bayezid Han Külliyesi hakkında farklı açıdan bilgiler aktarmak istedim. Nitekim Edirne'de herkesin ma'lumu olmuş bu kadim yapı günümüzde yapım amacı ile kullanılmasa da, dönemindeki güzelliğini, ilmini ve canlılığını sağlık müzesi olarak çok güzel bir şekilde yeni nesillere aktarmaktadır.Yerleşkeyi gezen tüm ziyaretçiler, yapının içerisinde o zamanki atmosferi yaşayarak, o dönemde yaşayan kadim atalarımızın insan sağlığını bedensel rahatsızlıklar dışında ruhsal olarak ne kadar değerli gördüklerinin çeşitli canlandırmalar ile anlamaktadırlar...   

    Trakya’nın göbeğinde, 3 büyük nehrinin (Arda-Tunca-Meriç) kucakladığı, doğası ve konumu ile göz kamaştıran küçük bir kasaba halinde olan Gonnoi, Orestia, Uskudama ve Hadrianopolis (Ἁδριανοὑπολιζ), Roma İmparatoru Hadriantarafından “Castrum” haline getirildikten sonra bu bölgenin tamamen merkezi ve en önemli kenti ( ادرنه )  Edirne halini aldı. Nitekim zorlu geçen Roma ve Bizans (işgal-yangın-yağma) dönemlerinin ardından şehir Osmanlı himayesine girdikten kısa bir süre sonra Başkent halini alarak baştan aşağıya Osmanlı mimarisi ile yeniden imar edildi. Şüphesiz ki bu muazzam mimari erserler arasından sıyrılan ve bir yerleşke halinde inşa edilen en önemli eserlerden bir tanesi 1484-1488 yılları arasında döneminin en iyi mimarı oran Mimar Hayreddin tarafından yapılan Sultan II. Bayezid Han Külliyesidir.

     Külliye, yapı tipi ve sayısı, külliye düzeni, alanının genişliği, personel sayısı ve gelir gider düzeyi gibi faktörlerle birlikte Darüşşifasının tedavi yöntemleri ile ele alınacak olursa dönem emsali olarak XV. yy. ‘da yapılan külliyeler arasında ciddi şekilde ön plana çıkmaktadır. Sultan II. Bayezid Han Külliyesi şehrin merkezinden uzakta, şehri çevreleyen surların dışında, Tunca nehrinin kıyısına, yeni sarayın da güney batısına konumlanacak şekilde kurulmuştur. Konumunda dikkat çeken en önemli noktalardan bir tanesi de nehir kenarına kurulmuş olmasına karşın yerleşkenin sırtının nehre, ön cephesinin de bölgedeki yerleşime doğru bakmasıdır. Nitekim nehir üzerinden de kendisi ile birlikte yapılan Sultan II. Bayezid Han köprüsü tarafından da lojistik anlamında desteklenmektedir. Yapımında taş (küfeki, mermer, moloz), tuğla, ahşap, alçı, cam, kurşun, demir ve az da olsa devşirme malzemeler kullanılan Külliyenin mimarisi malzeme ve teknik açıdan devrinin karakteristik özelliklerini yansıtıyor gibi görünse de bir “Selâtin” (Sultan) yapısı olduğu için son derece kaliteli malzeme, işçiliğe ve sanata sahiptir. 14. yy. ‘da başlayıp 19. yy. ‘a kadar Avrupa’yı pençesine alan salgın hastalıklar nitekim Osmanlı İmparatorluğunu da etkilemiştir. Bu doğrultuda Edirne halkı padişahtan salgın hastalıklardan korunmak ve şehirde ciddi anlamda sağlık açısından hizmet edebilecek bir darüşşifa (hastane) yapmasını istemişlerdir. Hayırseverliği ile tanınanSultan II. Bayezid Han da halkın isteği doğrultusunda Edirne’ye sadece bir darüşşifa değil, aynı zamanda kentin tüm ihtiyaçlarını üstlenebilecek bir külliye yaptırmıştır. Külliyenin yapımı ile beraber birkaç parçadan oluşan binalar ile çok küçük bir yerleşim olan çevre ciddi bir büyüme göstererek günümüzde Yeni İmaret adını verdiğimiz semt haline gelmiştir. Nitekim o dönemde yapılan en yeni imaret olduğu için bu isim halk tarafından verilmiştir.

     Sultan II. Bayezid Han Külliyesi yerleşke olarak iki kısımda incelendiğinde: Duvarları içinde; tuvalet, fırın, mutfak, yemekhane, ahır, depo, cami, tabhane (günümüzde karşılığı olmayan bu birim, evsizlerin kimsesizlerin ve misafir ile gelen geçenin ücretsiz ağırlandığı ve hizmet edildiği bir bölüm idi), mumhane (çeşitli boyutlarda mumların üretildiği bölüm),darüşşifa (hastane), medrese (tıp fakültesi) ve kütüphane yapıları, duvarlarının dışında; rıhtım, hazire (mezarlık),değirmen, hamam, çarşı ve köprüsü olmak kaydı ile ciddi anlamda kendi kendine yetebilen döneminin en büyük sosyal hizmet yapılarından bir tanesidir. Nitekim bu özelliğinden dolayı çevresi çok küçük bir yerleşim alanı iken zaman içinde çok ciddi derecede büyüyüp bir semt haline gelmiştir.

     Külliye 168 kişilik ciddi sayıdaki personeli,  22.000 m2 ‘lik çevre duvarı ve etrafındaki destekleyici yapıları ile birlikte yakınında bulunan semtin bilim, eğitim, sosyal, ekonomik ve dini ihtiyaçlarını karşıladığı gibi, Edirne halkına ve gelip geçen yolcular ile gerektiğinde belli süreler konaklayan gezginci bir zümreye de hizmet veriyordu. Tamamen bir üniversite yerleşkesi gibi ve ağırlığı Tıp Fakültesi (Darüşşifa) olan külliyede 168 çalışanı ile personel sayısı ciddi derece fazla idi. Bunların arasında külliyenin genelinde çalışanların günümüz ile karşılaştırması yapılırsa:

     İmaret Şeyhi (Günümüzde Rektör görevi gören, tüm külliyenin başı ve sorumlusu olan kişi), Mütevelli(Günümüzde kamu birimlerinde Genel Sekreter, idareci olan kişi), Nazır (Günümüzde müfettiş görevi gören, mütevelliyi teftiş eden ve vakıf işlerini kontrol etmekle görevli kişi), Katip (Günümüzde Genel Sekreterin sekreteri, mütevellinin sekreteri olan kişi), Baş Câbi (İstanbul İçin) (Günümüzde muhasebeci, tahsildar olan kişi), Câbi (Günümüzde muhasebeci, tahsildar olan kişi), Meremmetçi (Külliye, Edirne ve İstanbul için ayrı ayrı 3 kişi ki günümüzde restoratör, binaların tamiri ve restorasyonu ile meşgul olan kimse), Kurşuncu(Günümüzde demirci, binaların çatılarındaki ve mimari parçaların ek yerlerindeki kurşun parçaların üretimi ve bakımı ile meşgul olan kişi), Su Mimarı (Günümüzde inşaat mühendisi veya tesisatçı, temiz ve pis suyollarının tanzimi ve bakımı ile meşgul olan kişi), Helâcı (Tuvaletlerin bakımı ve temizliği ile meşgul olan kişi), Bahçıvan(Günümüzde bahçe peyzajcısı, bahçe ve çevre ile ilgilenen kişi), Murakıp Noktacı (Günümüzde personel sorumlusu, hizmette kusur edenleri tespit edip mütevelliye ileten kişi), Ahır Görevlisi (Günümüzde otopark görevlisi, ahır işleri ve düzeni ile uğraşan kimse), Ferraş (Günümüzde temizlik görevlisi, süpürgeci ve çevre temizliği ile ilgilenen kişi), Kandilci (Günümüzde bu mesleği tam anlamı ile karşılamasa da aydınlatma sistemini sağlayan elektrik enerjisi olduğundan elektrikçi diyebiliriz. Tüm yerleşkenin iç ve dış aydınlatmasından sorumlu kimse).

       Tüm bunların dışında yerleşke içindeki her birimin de kendi çalışanları mevcuttu:

       DARÜŞŞİFA (HASTANE):

        Tüm birimler arasında birinci derecede önemli olan ve tüm bu yapıları bir araya getiren merkezi bölüm olan Darüşşifagünümüze ulaşmış en anıtsal Darüşşifa örneklerinden birisidir. Binaenaleyh bu birim 50 hasta alabilecek kapasitede olmasına karşın 21 personel barındırarak günümüz ile karşılaştırıldığında oran olarak ne derecede iyi ve kapsamlı bir hizmet verdiği görülmektedir. Bu birimde; Baş Tabib (Günümüzde başhekim), Tabib (Günümüzde Doktor), Cerrah, Kehhâl(Günümüzde göz doktoru), Edviyeci (Günümüzde eczacı), Katip (Günümüzde sekreter), Kilerdar (Günümüzde depo sorumlusu), Vekil-i Harc (Vekil-harç) (Günümüzde Alım Satım Sorumlusu, masraf görmekle vazifeli olan, bir kimsenin veya bir cemaatin masraf işlerini üzerine alan kişi), Kayyum (Günümüzde müdür ve belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse), Aşçı, Ferraş (Günümüzde temizlik görevlisi, cami, mescit, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler), Bevvâb(Günümüzde hizmetli), Gassâl (Günümüzde Morg görevlisi ve Çamaşırcı) ve Buhuri (Günümüzde Parfümcü olarak karşılansa da o dönemde tütsü gibi dumanlı ve buharlı tedavilerle ilgili kişi) görev almaktaydı.

     MEDRESE 

    Günümüzdeki karşılığı Tıp Fakültesi olan medrese de Darüşşifa da çalışmak ve halka hizmet etmek üzere tıp alanında uzman kişiler yetiştirilmekteydi. Bu birimde; Müderris (Günümüzde Dekan), Mu’id (Günümüzde Öğretim Görevlisi),Öğrenci, Bevvâb (Günümüzde Hizmetli), Hâfız-ı Kütüb (Günümüzde Kütüphaneci) ve Ferraş (Günümüzde temizlik görevlisi; cami, mescit, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler) görev almaktaydı. CAMİ: Hatip (Cuma ve bayram namazından önce camilerde hutbe okuyan kimse), İmamMüezzinBaş Hafız ve Hafız (Kur'an'ı bütünüyle ezbere bilen kimse), En’amcı (Duacı, çeşitli konularla ilgili o konuya has duaları bilen kimse), Hizibci (Âlim ve sâlih bir zatın Rey’ine tâbi olup onunla bir gaye uğrunda beraber çalışanlar), Med(t)hiyeci (Birini med(t)hetmek için yazılan yazıları ve edebiyatı yapan kişi), Muarrif (Tarif edici, anlatıcı, izah edip bildirici, tanıtan ve tercümanlık yapan kişi), Baş Mühellil ve Mühellil (Tehlil eden yani İslamiyet’in tevhit akidesini hülâsa eden, ancak bir İlâh bulunduğunu, Onun da ancak ve ancak Allah olduğunu ifade eden "Lâilâhe illâllâh" sözünü tekrar eden kimse), Baş Salavatçı ve Salavatçı (Hz. Muhammed'e memnuniyet ve bağlılık için dua eden kişi),Muvakkit-i Mah (Dini zamanları belirleyen ve tayin eden kişi, namaz saatleri, bayram günleri vs.) ve Kayyum (Cami hademesi) isimli personelleri mevcuttu.

        İMARET 

        Yerleşkenin içinde iki ayrı bina olarak hizmet veren birimde Şeyh (Müdür), Vekilharc (Günümüzde Alım Satım Sorumlusu, masraf görmekle vazifeli olan, bir kimsenin veya bir cemaatin masraf işlerini üzerine alan kişi), Kilerdâr(Yiyecek, içecek ve erzakın depolandığı birimin sorumlusu kimse), Ambarcı (Tahılların depolandığı birimden sorumlu kimse), AşçıbaşıAşçıEkmekçiNakip (Eski derviş, dede ve bir topluluğun reisi yani lideri anlamına gelen bu kelimenin bir diğer anlamı da müfettiştir ki burada bahsi geçen görevde budur), Bevvab (Hizmetli), Et HamalıBuğdaycıPirinççi,OduncuBuhurcu (ateş, tütsü gibi dumanlı işlerle ilgilenen kişi), Ferra (Kürkçü) ve Bulaşıkçı isimli personeller hizmet vermekteydi. Tüm bu birimlerin dışında külliye döneminin yapıları arasında mimari değerleri ve kapsamı dışında ekonomik olarak da ciddi derece öncüleri ve çağdaşlarından ayrılmakta idi. Edirne’den 218 dükkân1 hamamİstanbul’da bulunan 1 hamamdan, yine Edirne, Dimetoka, Gümülcine, Filibe ve Prevadi şehirlerinin toplam 57 kadar köyündeki bağ, bahçe, bostan ve tarlalarından elde edilen gelir ile finanse ediliyordu. Bu finansmanın külliyeyi diğer emsallerden ayırmasının sebebi de şehir emlak gelirlerinin yüksekliği, buna karşılık kır alanlarından sağlanan gelirin bu emlak gelirlerine göre düşüklüğüdür. 

      Genel bir değerlendirme yaparsak Sultan II. Bayezid Külliyesi günümüze ulaşan haliyle sadece rıhtım, değirmen, hazire (mezarlık) ve hamamdan mahrum durumdadır. Nitekim Tunca nehrinin kış aylarında ciddi şekilde taşması, şehir ve çevresine çok ciddi hasarlar vermesi, 1955 yılında yapılan set ile köklü bir biçimde giderilmiştir. Bu ciddi set inşaatı günümüze kadar ulaşamayan bu birimlerin yerleşke dışında kalması nedeni ile tahrip olup zamanla yok olmalarına yol açtı. Külliyenin konumu itibarı ile kuzeybatısında bulunan Şehabeddin Paşa (Saraçhane) Köprüsünden yaklaşık olarak 1 km., güneybatısındaki Gazi Mihal Köprüsünden de 1,2 km. mesafede olması, lojistik (inşaat, gıda v.s.) ve halkın daha çabuk ulaşması bağlamında sanatlı Sultan II. Bayezid Han Köprüsünün yapılması ulaşımı çok ciddi şekilde kolaylaştırmıştır. Tüm birimleri ile birlikte külliyenin buraya yapılması, inşasının kolay olması ve şehir halkının ulaşımını kolaylaştırmak için sanatlı bir köprü ile desteklenmesi yapının ne derece önemli bir özellik taşıdığını gösterir. Nitekim bunların hepsi; fırın, mutfak, yemekhane, depo, mumhane, cami, tabhane, darüşşifa, medrese, kütüphane, rıhtım, hazire, ahır, tuvalet, değirmen, hamam, çarşı ve köprü bir araya getirildiği zaman 15. yy. ‘da ve öncesinde emsali olmayan, kendi kendine ciddi anlamda yetebilen bir yerleşke karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Sultan II. Bayezid Külliyesi Edirne’nin ilk Osmanlı İmparatorluğu’nun da 3. sağlık tesisi olmakla kalmayıp günümüze ulaşan tek ve en erken örnektir. Sadece darüşşifa değil cami mimarisine getirdiği yenilik (harim, tabhane, revaklı avlu,ve minare dörtlüsü) ile de karşımıza çıkar. Yapıların yerleştirilişinde geometrik düzen ilkesi, rasyonellik kavramı ve organik ilişki dikkate alındığında öncülerinden ve çağdaşlarından ciddi bir biçimde ayrım gösterir. Nitekim yerleşke içindeki cami, medrese ve darüşşifa (ki darüşşifadaki tedavi şekilleri) ile dönemine büyük yenilikler getirmiştir. Özellikle o dönemde dünya üzerinde (günümüz ile karşılaştırırsak) tıp üzerine ortaöğretimden itibaren üniversiteye kadar eğitim veren ilk külliyedir. Zati kuruluş amacı da darüşşifadır. Darüşşifa sadece klasik bir tıp öğretisi ile ilerlememekte, kökeni Anadolu Selçuklu darüşşifa - bimarhanelerine inen özellikle ruh sağlığına dayalı hastalıklara getirdiği çözümlerle İslam camiası ve coğrafyalarında bir ilki de başarmıştır. 15. yy. ‘da dünyada ruh hastaları ve deliler değişik işkenceler ile tedavi edilmeye, daha da ileri gidilip cadı diyerek yakılırken burada Türk Musikisinin çeşitli makamları, koku ve su sesi ile tedavi edilmeye çalışılıyordu. Böylelikle atalarımızın ne kadar insancıl olduklarını, insan sağlığına ve hayatına ne kadar önem verdiğini bize bıraktıkları yegâne eserlerden görebiliyoruz. Şununla seve seve iftihar edebilirim ki dünyaya insanlık dersi vermek adına milletimizin üstüne millet yoktur... Saygılarımla... 

28 Haziran 2016, 13:44
 YORUMLAR
 YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 DİĞER YAZILARI
Edirne’yi unutma. - (04 Ağustos 2016, Perşembe 09:26)
SULTAN II. BAYEZİD HAN KÜLLİYESİ - (28 Haziran 2016, Salı 13:44)
Sultan Mecid – Mecidiye – Mahmudiye – Yeni – Dış – Meriç Köprüsü - (18 Haziran 2016, Cumartesi 10:20)
YALNIZGÖZ – TEKGÖZ KÖPRÜSÜ - (15 Haziran 2016, Çarşamba 10:48)
KANUNÎ – SARAY KÖPRÜSÜ - (14 Haziran 2016, Salı 10:24)
SULTAN II. BAYEZID – YENİ İMARET KOPRUSU VE BAĞLANTISI - (13 Haziran 2016, Pazartesi 10:17)
FATİH – HAS BAHÇE – CEPHANELİK – BÖNCE ve SÜVARİ KÖPRÜSÜ - (11 Haziran 2016, Cumartesi 10:23)
YILDIRIM KÖPRÜSÜ - (09 Haziran 2016, Perşembe 16:33)
Yanlış demek istemem, eksik bilgi diyelim. - (08 Haziran 2016, Çarşamba 16:17)
Yazar arşivi  
Nevser ERASLAN

Siz sınıfta kaldınız!
Çetin ÜNSALAN

Türkiye’nin petrolü…
Ali İhsan GÜRCİHAN

Bir  ölümün  hatırlattıkları !...
Buşra DENGİN

Nasıl bir gelecek?
Melek CANİKLİ

Kabak salatalı tavuk köftesi
Behiç GÜNALAN

SAROS RUHUNU TESLİM EDİYOR!..
İnci Küpeli Kız

Çünkü vakit, ömürdür…
Serap Girgin BAYKAL

AB ve Türkiye arasında neler oluyor?
Fatma BAYKO

Kırsalın türküsü
Hakan İNCİ

Edirne sosyal sorumluluk projelerinin neresinde ?
Emin İNAĞ

KOBİ'lerin Marka gücü
Altay BAYATLI

Edirne’yi unutma.
Nilgün ERMAN

Hangi Mesleği Seçmeliyim?
    Zıpkınkurt kazandı “Özür bekliyorum” dedi “Edirne’de bir kazanan var ama kaybedenler çok”
    Bakan Soylu'nun konvoyu önünde trafik kazası
    Yurda kaçak yollarla getirilen köpekler ihaleyle satılacak
    "Türkiye'de nükleer santral kurulumu geç kalınmıştı"
    İlk resmi nikahı kıyıldı
 EDİRNE | RÖPORTAJLAR | YAZARLAR | FOTO GALERİ | VİDEO GALAERİ | Reklam | Künye | İletişim

NG Ajans Yayıncılık Reklam ve Danışmanlık Sabuni Mah.Vavlı Cami Sk.Halise Atlı İş Merkezi No :8 D:6/15 EDİRNE
Tel: 0284 214 69 19
Edirne Ahval Gazetesi resmi web sitesi ©2015 Tüm hakları saklıdır, içerik kaynak gösterilmeden kopyalanamaz.
EDIRNEAHVAL.COM ABONESİ sanalbasin.com üyesidir