Baş Tacımız

İlk defa “doktor” kelimesini duyduğumu hatırladığım dönem, dört beş yaşlarım. Büyüklerimiz kendi aralarında konuşurlardı; “Bizim bir akrabanın oğlu üniversite sınavında tıp fakültesini kazanmış. Ama okuyabilmesi için paraya çok ihtiyacı var, oldukça yoksullar ve evlerinde elektrik dahi yok. O yüzden okuyabilmek için elektrik olmayan evlerinde annesi ile birlikte, gece yarılarına kadar gaz lambası ve mum ışığında kasnakta, kız çeyizine konulabilecek el işi oturma odası, mutfak ve yatak odası örtüleri işleyip sipariş üzerine satıyor. Ayrıca hırka, kazak ta örüp pazarlıyor” diye. Daha sonraki süreçte de büyüklerimiz bu abiden çok saygı ile söz eder oldular. Çünkü o günün koşullarında yapabileceği en büyük özveriyi yapmış, sonuçta tıp fakültesini bitirerek doktor olmuştu.

Doktorlar, Türkiye’de üniversite sınavına girip başarıları ile ilk % 1 veya 2’lik dilime giren ve gecelerini gündüzlerine katarak altı yıl okuduktan sonra da uzman doktor olabilmek için en az üzerine dört yıl daha eğitim gören kişilerdir. Uzmanlaşmak için edinmeleri gereken tecrübeden söz etmiyorum bile. Yani uzman bir doktorun yetişmesi için liseden sonra en az 12-13 yıl, bir de yan dal yapmak isterlerse 15-16 yılı bulan bir süreçten söz ediyorum. Belki bu eğitim süreçlerini finanse etmek için birçok aile, zorunlu harcamalarından fedakârlık ederek paralarını çocuklarına ayırmak zorunda kalıyor. Ya da bu gençler kendi kendilerini finanse edebilmek için ayrıca çalışmak zorunda kalıyorlar. Uzmanlık sınavı için de tıp fakültesinin 5 ve 6. sınıfında dershaneye gitmeye başlıyorlar. Böylece hafta sonunda dinlenmek gibi bir olasılıkları da kalmıyor. Ayrıca Türkiye’de yapılan tıpta uzmanlık sınavı da (TUS) dünyadaki en zor ikinci sınav. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz bir sözü var : “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!” diyor. Ben Atatürk’ün konuşmalarını çok önemserim ve o sözlerin gerisini de düşünürüm.

 Toplumumuzda bazı meslekler için hoş, özel hissettiren bir algı vardır. Çocukların bir çoğuna ileride hangi mesleği seçeceksin diye sorduğumuzda, “doktor” cevabını verdiklerini duyarız. Bu cevabı verenlerden biri de oğlumdur. Ve tıp fakültesinin tek hayali olduğunu gayet iyi bilirim. Asla başka meslek düşünmedi. Doktor bizim için nedir? Sağlığımızın garantisidir, her şeyi onlara sorar ve çözüm üretmelerini bekleriz. Özellikle Covid 19 sürecinde gördük; nöbetleri olmasa dahi virüs bulaştırmamak adına kendi evlerine gidemediler, rahat rahat uyuyamadılar, belirlenen misafirhane veya otellerde kaldılar. Dahası, maskelerini hala çıkartamadılar. İki yıldan beri gün boyu maskeyle çalışmak hiçte kolay değil. Ben iki saat maskeyle dolaşınca bunalıma giriyorum. Çalışma koşulları çok ağır ve kötü. Bir milletin ya da devletin var olup yücelmesi, eğitime ve eğitimli insanlara verdiği değerle doğru orantılıdır. Kendini bilmez, saygısız ve hoyrat bazı insanlar, başta doktorlarımız olmak üzere sağlık çalışanlarımıza kaba kuvvet kullanarak hem fiziksel hem de ruhsal şiddet uyguluyorlar. Bu tür şiddet eylemlerine başvuran insanlara acilen çok ağır yaptırım ve cezalar uygulanmalıdır. Cezalar caydırıcı olmak zorundadır. Aksi halde ülkemizde yakında büyük bir doktor sıkıntısı başlayacak. Sadece 2021 yılında 1405 doktor yurt dışına çalışmak için gitti ve bu yılın sadece ilk iki ayında ise 300 doktor ülkemizden ayrıldı. Ülkemiz için bu kadar değerli olan bir meslek grubuna hak ettiği değeri ve hak ettiği maddi imkânları sunmak zorundayız.

14 Mart Tıp Bayramı, başta doktorlarımız ve sevgili oğlum olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımıza kutlu olsun. İYİ Kİ VARSINIZ VE BİZİMLESİNİZ!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu