Biz kimiz?

Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren cinsiyet açısından sınıflandırılırız. Önce renklerle ayrılırız mavi ve pembe, daha sonra kız bebek veya erkek bebek diye. Ama asıl sınıflandırma bundan bir kaç yıl sonra başlar; “Bacaklarını açmadan otur!”, “Yüksek sesle gülme!”, “Kıyafetlerin toplumsal değerlere uygun olsun!”, “Davranışların hanım hanımcık bir kızınki gibi olsun!” diye. İşte bu ayrım hayat boyu kız çocuklarının aleyhine gelişir. Erkek çocuklarına nazaran özgüvensiz yetiştiriliriz genel olarak. Toplum içinde kız çocukların kahkaha atmasını istemeyiz ama erkek çocuk küfür edince kızıyormuş gibi yapıp çaktırmadan tebessüm ederiz. Ya da kız çocuklarının ondört onbeş yaşında evlenmesinde, üstelik babası yaşında biriyle evlenmesinde sakınca görmeyiz.

Kız çocuk olunca evin temizlik işleri, yemek pişirme gibi görevler de kız çocuklarına uygun görülür. Erkek çocuk ise daha küçüklükten araba kullanmayı öğrenmek, küfürü iyi bilmek zorundadır. Oyuncak silahları da eline verdik mi, gücün kendisinde olduğunu kavraması uzun sürmez.

Kadına çocuk doğurup ev işi ile uğraşmak uygun görülürken, erkeğe sosyal hayatın içinde yer alıp çalışması görevi yakıştırılır. Sonrası daha da vahim. Erkeğin gücünü kadınlar üzerinde göstermesi de pek yadırganmaz. Çünkü erkek dövebilir, hatta bunalıma girer de sinirlenirse öldüre de bilir. Hem “Cennet anaların ayakları altındadır.” deyip, hem de karısını döven bir erkeğin ikiyüzlülüğüne tanıklık etmek zorunda değiliz. Kadın, bir erkeğin üzerinde gücünü denediği bir eşya ya da mal değildir. Bunlar yasalarımızda elbette yer almıyor, ama toplumsal algı bu yaşananları normalleştiriyor. Ne acıdır ki 21.yüzyılda hala bu konuları konuşmak zorunda kalıyoruz. Oysa etiğin, ayrımcı cinsiyet algısının yerine temel insani değerlere göre şekillenmesi gerekiyor. Yani bir kadın öldürülmüşse eğer, katile takım elbise ile duruşmaya katıldığı için iyi hal indirimi uygulanmamalı. Bu durum bütün kadınları aşağılıyor aslında. Katil, bir insanı yok etmenin cezasını indirimsiz, en ağır şekilde yaşamalı.

Kız ya da erkek çocuklarını her şeyden önce eşit insan algısı ve anlayışı ile yetiştirmeliyiz. Çünkü bugün bizim yetiştirdiğimiz çocukların, yarının anne babaları olduğunu unutmamak zorundayız. Eğer bunu başarabilirsek bir gün toplum olarak, aynı zamanda toplumsal bütün sorunlarımız da çözülmüş demektir. En büyük yatırım, çocuklarımızın eğitimine yaptığımız yatırımdır. Çağdaş, demokratik ve eşit insan odaklı eğitim, olmazsa olmazımızdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!