CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan sert açıklamalar

Edirne’yi ziyaret eden CHP TBMM Grup Başkanvekili, İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, CHP Edirne İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin yerel seçim, ekonomi, Erzincan İliç maden kazası, Anayasa değişikliği, DEM Parti İstanbul adayı ve TSK’da görevden alınan teğmenler ile Feyza Altun gibi konulara değinerek iktidarı sert bir dille eleştirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grup Başkanvekili, İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, gerçekleştirdiği Edirne ziyareti kapsamında CHP Edirne İl Başkanlığı binasında basın toplantısı düzenledi. CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, CHP Edirne İl Başkanı Samet Kahraman, CHP Edirne Belediye Başkan Adayı Şükrü Ciravoğlu ve CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Yücel Balkanlı’nın da katılım sağladığı toplantıda konuşan Grup Başkanvekili Günaydın, birçok konuya değinerek gündemi değerlendirdi.

WhatsApp Image 2024 02 21 at 15.52.00 | Edirne Ahval Gazetesi
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan sert açıklamalar | Edirne Ahval Gazetesi

‘MERKEZİ İDARE İLE YEREL YÖNETİM ARASINDAKİ DEMOKRATİK BAĞ, PARTİZANLIKLA KOPARILIYOR’

İktidar partisinin yerel seçimlerde partizanlık gözettiğini ifade eden Günaydın; “Biz, cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini geride bıraktık ve bir yerel seçim yaşıyoruz. Peki yalnızca yerel seçim dinamiklerinden ibaret mi 31 Mart’ta yaşayacağımız? Maalesef değil çünkü bu ülkede Cumhurbaşkanı gidiyor Hatay’da diyor ki; ‘Hatay mahzun kaldı çünkü Hatay bizden değil’. Ordu’ya gidiyor diyor ki; ‘Ordu’ya doğalgazın gelip gelmeyeceğini seçim sonuçlarına göre karar vereceğiz’. Bu, merkezi idare ile yerel yönetim arasındaki o çağdaş, demokratik bağın bu memlekette kötü partizanlık üzerinden koparıldığının çok açık göstergesidir. Oysa biz ne diyoruz? Evet bir seçim yaşanıyor, seçilen belediye başkanı ve meclis üyesi arkadaşlarımıza yurttaşlarımızın bir kısmı oy veriyor veya bir kısmı vermiyor ama seçim bittiği andan itibaren belediye başkanlarımız ve meclis üyesi arkadaşlarımız, kendisine oy versin vermesin, herkesin temsilcisi oluyorlar. Bu bağlamı koparmamak, Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü muhafaza etmek, refahı adil paylaşmak, kardeşliği geliştirmek, barışı tesis etmek hepimizin ortak görevidir” dedi.

‘TÜRKİYE, İKTİSADİ AÇIDAN KRİZ ORTAMINDA’

4 kişilik bir ailenin gıda dışı zorunlu harcamalarının 45 bin liraya vardığını ifade eden Günaydın, Türkiye’nin yarısının 10 bin liralık emekli maaşı ve 17 bin liralık asgari ücretle geçinmek zorunda kaldığını ifade eti. Günaydın; “Türkiye bugün çok ciddi bir iktisadi kriz ortamından geçiyor. Rakamlar veriyoruz ama bir taraftan da yaşadığımız acayip şeyleri normalleştirdiğimizin farkındayım. Dünyada 200’den fazla ülke var. Gıda enflasyonunda ilk 3’teyiz. Dünya’da tarımın başladığı topraklar gıda enflasyonunda Dünya’nın ilk 3’ünde. Yoksulluğun ve işsizliğin birlikte ölçüldüğü endekse göre Dünya’nın sefil ilk 10 ülkesi arasına Türkiye’yi 21 yıllık AKP iktidarı sokmuş durumda. Bakınız 17 bin TL’lik bir asgari ücret var. Buna karşın 16 milyon emeklimizin en az yarısı 10 bin TL maaş ile geçinmeye çalışıyor. Oysa Türk-İş’in açıklamalarına göre 4 kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcaması ki buna biz açlık sınırı diyoruz, 14 bin TL’dir. Yani yıllık enflasyonun da yüzde 65 olduğunu varsaydığımızda asgari ücret ile açlık sınırının neredeyse eşleştiği bir hayattan bahsediyoruz. Yurttaşlarımıza vaat edilen ve armağan edilen hayat böyle. Peki 4 kişilik ailenin gıda dışı zorunlu harcamalarını da kattığımızda aylık minimum harcaması, yine minimum bilimsel ölçütlere göre 45 bin TL civarında. Buna karşın toplumun neredeyse yarısı 10 bin TL’lik emekli maaşı, 17 bin TL’lik asgari ücretle geçinmek zorunda. Bu Türkiye’nin, iktisadi açıdan içerisinde bulunduğu kriz ortamını, başka herhangi bir tanımlamaya gerek duymaksızın ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.

‘MADEN FİRMALARININ VERGİLERİ SİLİNİYOR’

Erzincan İliç’te kaza yaşanan madenden çıkan altının yüzde 98’ini yabancıların çıkarttığına dikkat çeken Günaydın, vergi affından yararlanan firmalara karşın, vatandaştan 2 adet motorlu taşıtlar vergisi alındığını dile getirdi. Günaydın; “Peki Türkiye’nin bunları çözecek kaynakları yok mu? Yolsuzluğa gidecek rakamları kesersek, Türkiye’yi doğru yönetirsek bu memleket farklı bir yöne dönebilir mi? Yalnızca madencilik üzerinden güncel bir örnek vereyim; diyorlardı ya ‘zengin kaynakların fakir bekçisi olmayacağız’. Bu söylem üzerinden Türkiye’yi yabancı şirketlerin altın madenciliğine açtılar. Bugün itibariyle İliç’te 9 emekçi kardeşimiz 10 milyonlarca metreküp kum yığınının 1 haftadır altındadır ve daha ne kadar süreyle o çocuklarımıza ulaşamayacağımız da henüz belli değildir. Peki biz bu altın madenini ne uğruna yabancılara bırakıyoruz? Çıkarttıkları altının yüzde 98’ini, çıkartan yabancılar alıyorlar. Denilebilir ki; ‘yahu onlar da vergi veriyorlar’. Rakam veriyorum; sözü edilen şirketin 8,6 milyon dolarlık vergi borcu var ve ödemiyor. Egemen bir ülke herhalde gider, oralarda icra işlemi yapar ve bunun tahsilini yapar. Bunlar ne yapıyor biliyor musunuz? ‘Sen 1,4 milyon dolar ver, senin borcunun 7,2 milyon dolarını sileyim’ diyorlar ve bu anlaşmayı Resmi Gazete’de de yayınlıyorlar. Bir çırpıda altın madeni firmasının 230 milyon liraya karşılık vergisini silenler karşılığında milyonlarca yurttaşımızdan bir kere motorlu taşıtlar vergisi almakla yetinmiyorlar, ikinciyi de alıyorlar” diye konuştu.

“BU ÜLKENİN REJİMİNİ AKLINIZDAKİ KARANLIK NOKTALARA GÖTÜRMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”

Anayasa değişikliği gündemini de değerlendiren Günaydın, iktidarın Anayasa’yı ihlal eden açıklamalar yaptığını söyledi. Günaydın; “Diğer taraftan ülkede büyük bir yargı krizi de var. Yani adaletin kalmadığı çok ortada da Cumhuriyet tarihinde hiç görülmediği biçimde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi arasındaki kavga Anayasal bir kriz niteliğine ulaşmış durumda. ‘Biz bu kavganın tarafı değil, hakemiyiz’ diyen Erdoğan’a sormak isterim, 3 aydır memleketi önünde olan bu kriz çerçevesinde acaba ne yaptınız? ‘Bunun çözümü, Anayasa’yı değiştirmektedir’ diyorlar. Yapmaya çalıştıkları şeyde şudur; 31 Mart seçimlerinden sonra bu meclis içerisinde mümkünse bir Anayasa değişikliği yapmak ve bugün bazı meczupların dile getirdiği Cumhuriyetle hesaplaşma meselesini ortaya koymak. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı açıkça ihlal eden açıklamalar yapmaktan çekinmiyorlar. Çekinmiyorlar çünkü arkalarında bu yola baş koymuş bir iktidar var. Şunu da söyleyeyim çok açık biçimde; Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan giden Cumhuriyet Halk Partililer, Atatürkçüler, Cumhuriyetçiler olduğu sürece bu ülkenin rejimini aklınızdaki karanlık noktalara götürmenize izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“EKREM İMAMOĞLU SEÇİM KAYBETSİN DİYE GAYRET EDİYORLAR”

DEM Parti’nin İstanbul’da seçim listesi bildirimi için geç kaldığı iddiaları hakkında sorulan bir soruyu yanıtlayan Grup Başkanvekili Günaydın, iddiaların aksine DEM Parti’nin listesini zamanında teslim ettiğini ve İstanbul’da en çok oyu almak için çalışacaklarına vurgu yaptı. Günaydın; “Olmayan bir şey üzerinden bir hikaye yazmaya çalışmak galiba modern zamanların öyküsü. DEM Parti adaylık belgelerini 17.00’den evvel teslim etmiştir ve o teslim itibariyle de seçime girmeye hak kazanmıştır. Tartışma nereden doğmuştu? Hatırlayalım; birinci söz neydi? ‘DEM aday çıkartmayacak, Ekrem İmamoğlu’nu destekleyecek’. Sonra 2, DEM Başak Demirtaş’ı çıkartacak’ denildi. Başak Demirtaş’ı geri çektişer sonra ‘Ekrem İmamoğlu’nu destekliyor’ denildi. Oysa koydukları Meral Danış Beştaş partinin grup başkanvekili, Murat Çepni de bir Karadenizli eşbaşkan. Yani mümkün olan en yüksek oyu almaya çalışıyorlar. Sonuçta ne oldu? Seçime girdiler ve seçimde kendileri için çalışacaklar. Peki Ahmet Türk ne diyor? ‘Kürt meselesinin çözümü yalnızca AKP ile mümkündür, çünkü lider Erdoğan’dır, dolayısıyla CHP’den bizim bir beklentimiz yok’ diyor. Yani DEM daha fazla AKP ile beraber davrandığını daha nasıl ifade etmeli? Ama AKP’li yazarlar, çizerler diyorlar ki, ‘Aslında Ekrem İmamoğlu’nu destekliyor’. Gerçeği çarpıtarak bir yere varamayız. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu var, Ekrem İmamoğlu’nun karşısında Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum var. Bu ikisinden başka birisinin seçimi kazanabilmesi mümkün mü? Mümkün değil. Peki karşısında dizilenler kimden oy almaya ve kime kaybettirmeye çalışıyorlar? Memleket Partisi’nden, Zafer Partisi’nden, İYİ Parti’den, DEM’ine, bağımsızına kadar bunların tamamı Ekrem İmamoğlu seçim kaybetsin diye gayret ediyorlar. Peki bu tablonun oluşması sizce hayatın olağan akışına uygun mu? Yoksa burada bir mimari tasarım mı var? Karşımızdaki bu bütün Ekrem İmamoğlu’na seçim kaybettirmek için hep birlikte gayret ediyorlar. Biz de 31 Mart günü İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı sayın Ekrem İmamoğlu’nun zaferini hep beraber kutladığımız zaman, yurttaşın İstanbul’da İstanbul İttifakı’nı nasıl kurduğunu göreceğiz ve bu mimari tasarımın da farkına vardığını göreceğiz” açıklamasını yaptı.

‘LAİKLİK KARŞITI, CUMHURİYET KARŞITI HAREKETLER AK PARTİ’DEN BESLENİYOR’

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevden alınan teğmenler ve Feyza Altun hakkında sorulan bir soru üzerine Günaydın; “Cumhuriyetin ilanından 50 gün evvel kurulmuş bir partiyiz ve sevgili önderimizin iki büyük eserinden birisi olan partinin bugünkü mensuplarıyız. Cumhuriyetin ilkeleri, devrimler, kuralları ortadadır. Bugün de ona karşı yürütülmeye çalışılan karşı devrim ortadadır. Balkan Savaşları’nda Osmanlı ordusu neden yenildi diye bakarsanız, kışlanın içerisine siyaset sokulduğunu görürsünüz. 15 Temmuz’da darbeciler kimlerdi? Bugünün milli savunma bakanı, o günün genel kurmay başkanının etrafında bulunan yaverleri, yükselttikleri insanlar, yani koalisyon yaptıkları FETÖ 15 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı bir darbe girişiminde bulundu. Bundan bir ders çıkartması gerekir değil mi? Bunun dersi nasıl çıkartılır? Demek ki orduya siyaseti sokmayacaksın ve memleketi bu tarikatların yönetiminden kurtaracaksın. Bugün yapılan nedir? 10 Kasım törenlerinde kendisine ‘teğmen’ denilen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üniformasını giyen ama yakasına Atatürk’ün resmini asmayı reddeden insanlar var. Soruyorum sizlere, bunlardan asker olabilir mi? Bunların Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni temsil etme durumları söz konusu olabilir mi? Böyle bir durum tespit edildiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kurulu’nun yapması gereken şey Atatürk’ün resmini asmayı reddeden insanları derhal, herhangi bir başka tereddüde yer bırakmadan ordudan ihraç etmektir. Onlar ne yapıyorlar? Onları ikaz eden teğmenler ihraç ediyorlar, yanında da bu adamları beraber ihraç ediyorlar. Bu bizi teskin edebilir mi? Gelelim Feyza Altun meselesine, üslubu başka bir tartışma konusu olabilir ama ‘Türkiye şeriat devleti olmayacaktır’ diyen bir kadını gözaltına alıp bir gece nezarette tutarak kime göz dağı vermeye çalışıyorsunuz? Bütün bunlar laiklik karşıtı, cumhuriyet karşıtı hareketlerin AK Parti’den beslendiğinin çok açık göstergeleridir. Bu yargı düzenin, bu kolluk düzenini 21 yıldır bunlar inşa etmişlerdir. O nedenle de diyorum ki; bu mesele yalnızca bir 31 Mart meselesi değildir çünkü 31 Mart’tan eğer arzu ettikleri neticeyle çıkarlarsa bu meclis içerisinde 360’ı bularak bir anayasa değişikliğini bu ülkenin önüne getirmeye çalışacaklar. Bu bağlamda mesele yalnızca belediye başkanı seçme meselesi seçmesinden öte Türkiye’nin Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda yürümesini garanti etme meselesi, Cumhuriyetin ilke ve devrimlerini yaşamasını garanti etmeye yönelik meselesidir” açıklamalarında bulundu. Adem Batuhan SEVER

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!