Düşündünüz mü?

1-7 Nisan “Kanserle Mücadele Haftası.” Kaçımız kansere yakalandık ve kaç kişi bu hastalıktan kurtuldu? Yaşadınız mı bu hastalığı hiç? Duyuyorum sanki seslerinizi evet ya da hayır der gibi. Neler hissettiniz bu hastalığı yaşarken hatırlıyor musunuz? Sanki bir kaçınız hep birlikte “Hiç unutulur mu?” diye cevap veriyor. “Çağımızın vebası” da denilen bu iletten nasıl korunacağız, bilen var mı?

Belki de bir çoğunuz korunma yöntemlerini çok iyi biliyorsunuz. Stressiz yaşam, kaliteli beslenme, hazır gıdalardan uzak durmak, havası kirletilmemiş şehirlerde yaşamak, vs…Bütün bu sıraladıklarımı gerçekleştirme olanağınız olsa dahi hastalığa yakalandığınızda erken teşhis iyileşme olasılığını büyük ölçüde arttırıyor. Hiç düşündünüz mü erken teşhis nasıl veya ne zaman yapılacak? Örneğin dört yaşındaki bir çocuğu kansere yakalanabilir diye kontrole mi götüreceğiz? Kişi kendisine ve yakınlarına bu hastalığı yakıştırabilir mi ki çocuklarımızı kontrole götürelim? Bu soruları sıralamaya devam edebiliriz.

Fakat sıra yanıtlara gelince fazla olduğunu düşünüyor musunuz? Bugün bir çoğumuz bu hastalıkla mücadele eden birilerini mutlaka tanımıştır, kendisidir veya yakınıdır. Maalesef yaşı bir hayli ilerlemiş ve ömrünün son demlerinde olan kişiler bu hastalığa yakalanmıyor sadece. Üstelik bu kişilerin kanser nedeniyle ölüm riski daha düşük. Ben hayatta kalmak anlamında bu hastalığa yakalanıp ta kurtulan biri olarak belki şanslıydım. Kırklı yaşlarda yakalanmak hayatta kalma şansınızı biraz artırsa da, bu hastalık yayılmadan fark edilmek zorunda. Yayıldıktan sonra tespit ve teşhis edilse de yaşama şansınızı azaltıyor. Erken teşhisi kime ya da kaç yaşındaki insana yapıyorlar? Yedi yaşında veya ondokuz yaşındaki birine “Gel, sana kanser taraması yapalım.” diyen bir sağlık Kuruluşu var mı?

Çocuklar diyorum, minicik yavrucaklar bu hastalıkla mücadele ediyor, hem de azımsanmayacak sayıda ve bu çocukların bir çoğu da sonsuzluğa gidiyor. Bu noktada sağlık sistemimiz sil baştan düzenlenmeli. Bizdeki sistem siz hastalandıktan sonra iyileştirmeye çalışıyor. Oysa öncelikli olarak “Önleyici ve Koruyucu Sağlık Sistemi” anlayışı kabul edilmelidir. Böylece hem hasta sayısı azaltılabilir hem de maliyetler azaltılmış olur. Bir de yurt dışından ithal gelen gıda ürünlerine, nasıl olsa bize gönderiliyor diye kalitesiz ve insan sağlığına zararlı yağlar katılıyor.

Yurt dışında yediğim bir çikolata markasının içeriğinde olmayan palm yağını ülkemizde tüketilen aynı marka çikolatada gördüğümde yaşadığım şaşkınlık ve üzüntüyü ifade edecek kelime bulamadım. Sonra yine bir markanın ülkemizde satılan (hızlı pişirme veya airfray) denilen mini fırınların tepsi kısmı plastikten yapılmış. Oysa bir arkadaşımın oğlu aynı marka fırını Almanya’dan getirdi ve her tarafı çelik! Çünkü plastikte pişirilen gıdalar zararlı maddeleri içine çekiyor ve kansere neden olabiliyor. Yani Avrupalıya bir şey olmasın ama bizim insanımız ölürse ölsün gibi mi düşünülüyor, anlamış değilim. Sağlığımızı korumakla görevli kişiler, mesela sayın Sağlık Bakanı bu konuda ne düşünüyor acaba? Yasaklı ve sağlığımıza zarar veren ürünler neden bizim ülkemizde serbestçe kullanılıyor ve buna izin veriliyor? Hayatımız bu kadar mı değersiz?

İnsan etinin sudan daha ucuz olmadığı bir dünyada yaşamak dileğiyle, sağlıkla kalın…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!