Edirne Tabip Odası’ndan kalp sağlığına 8 bakış

Edirne Tabip Odası tarafından 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla, kalp damar hastalıklarına yönelik bir bilgilendirme metni yayınlandı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji bölümünden 8 öğretim görevlisinin katkısıyla hazırlanan bilgilendirme mesajında; hipertansiyondan kalp krizine, kalp yetmezliğinden kolesterol yüksekliğine birçok konu ele alındı.
Her yıl 29 Eylül tarihinde kutlanan ‘Dünya Kalp Günü’ dolayısıyla Edirne Tabip Odası tarafından kalp rahatsızlıklarını farklı yönlerden ele alan bir bilgilendirme yazısı yayınlandı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji bölümünden 8 öğretim görevlisi de yazıya katkı verdi.
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Dünya Kalp Günü, kalp-damar hastalıkları hakkında farkındalık yaratmak ve dünya çapında azaltıcı adımlar atmak için ilan edilmiş ve her yıl anılan bir gündür. Kalp-damar hastalıkları dünya halklarının başlıca katili olup dünya genelinde her yıl 20 Milyondan fazla ölüme neden olmaktadır. Bu ağır can kaybını ancak hep birlikte azaltabiliriz.
Hem ulusal hem uluslararası başlıca sağlık örgütleri bugün dolayısıyla halklarını uyarmaya, aydınlatmaya çaba göstermektedir. Edirne Tabip Odası ~71 yıllık tarihe sahip hekim meslek örgütü olup, halkımızın sağlığı ve sağlamlığı başlıca önceliğidir.
Dünya Kalp Günü için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji hocalarımızdan halkımızın doğru sağlık bilgilendirilmesi için Dünya Kalp Günü ile ilgili katkılarını aldık ve saygıyla halkımızla paylaşıyoruz. Hocalarımıza değerli paylaşımları için teşekkür ediyoruz.
Edirne Tabip Odası
Dünya Kalp Günü: Kalp Hastalıkları Ülkemizde ve Dünyada Artıyor
29 Eylül Kalp hastalıkları farkındalığını artırmak için Dünya Kalp Federasyonu tarafından “Dünya Kalp Günü” olarak kutlanıyor. Tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin en sık sebebi kalp damar hastalıklarıdır. Üstelik bu ölümlerin çoğu yaşam tarzı değişiklikleri ve erken tedaviyle önlenebiliyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri olarak önde gelen kalp hastalıklarıyla ilgili halkımızı bilgilendirmek istiyoruz.
Hipertansiyon
Prof. Dr. Servet ALTAY
Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan raporlarda önlenebilir ölümlerin en sık nedeni hipertansiyon olarak gösterilmektedir. Hipertansiyon, sadece kan basıncının yüksek olması değil; beyin, böbrek, kalp ve damar yatağı olmak üzere vücudun en önemli organlarında hasara neden olan bir hastalıktır. Özellikle de bu organ hasarları yavaş yavaş geliştiğinden, hissedilir bir şekilde olmadığından hipertansiyon uzmanlar tarafından “Sessiz Katil” olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin 2024 Eylül ayında yayımladığı yeni kılavuzunda sistolik kan basıncının 120-139 mmHg, diyastolik kan basıncının 70-89 mmHg arasında olmasına “Yükselmiş” kan basıncı, 140/90 mmHg üzeri değerler “Hipertansiyon” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla eskiden normal kabul ettiğimiz birçok değer artık organ hasarına ve ölüme neden olan, özellikle riskli hastalarda tedavi edilmesi gereken değerler olarak belirlenmiştir. Eskiden bilinenin tersine bu kılavuzda yaş farkı gözetmeksizin aynı değerler tedavi edilmesi gereken değerler olarak ifade ediliyor. Ülkemizde hipertansiyon her üç kişiden birini etkilemekte ve tedirgin edici olarak artmaktadır. Hipertansiyon, her zaman bulgu vermeyebilir. Yapılması gereken düzenli olarak kan basıncını ölçmek ve normalin dışında bir değer saptanırsa hekime başvurmaktır. Hipertansiyona yakalanmamak için yapılması gerekenler ise tuz tüketimini azaltmak, obeziteden korunmak, düzenli spor yapmak, alkol ve sigaradan uzak durmak ve Akdeniz tipi (DASH) beslenmek sayılabilir. Hipertansiyon sinsi bir hastalıktır, o nedenle unutulmaması gereken kan basıncını “Ölçmeden Bilemezsiniz”.
Kalp krizi: Tanımı, sıklığı, risk faktörleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve korunma
Doç. Dr. Muhammet GÜRDOĞAN
Kalp krizi, kalbe kan sağlayan koroner (kalbi besleyen atar) damarların tıkanması sonucu meydana gelen hayatı tehdit eden bir hastalıktır. Bu durum, kalp kasının oksijensiz kalmasına yol açarak ciddi hasarlara neden olabilir. Kalp krizi, dünya genelinde en yaygın ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Kalp krizi sonrası hastane içi ölüm oranları genellikle %5 ile %10 arasında değişmektedir. Bu oran, hastanenin özelliklerine, hastanın genel sağlık durumuna ve tedavi sürecine bağlı olarak farklılık gösterebilir.1 yıllık takip dönemindeki ölüm oranları ise genellikle %10 ile %30 arasında rapor edilmektedir. Bu oran, hastanın yaşı, cinsiyeti, risk faktörleri tedaviye yanıt gibi etkenlerden etkilenir. Her yıl dünya genelinde milyonlarca insan kalp krizi geçirmektedir. Kalp krizi için en önemli risk faktörleri diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, obezite, hareketsiz yaşam tarzı ve strestir. Aile geçmişi de önemli bir rol oynar; eğer ailenizde kalp hastalığı öyküsü varsa, dikkatli olmalısınız. Belirtiler genellikle ani başlar ve göğüs ağrısı, nefes darlığı, terleme ve mide bulantısı gibi durumlarla kendini gösterir. Bazı insanlar, bu belirtileri hissetmeden de kalp krizi geçirebilir. Bu nedenle, kendinizi ya da sevdiklerinizi bu belirtilerle karşılaşırsa hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Tedavi yöntemleri arasında ilaçlar, anjiyoplasti (damar açma işlemi) ve bazen cerrahi müdahale bulunur. Erken müdahale, kalp kasının hasar görmesini önleyebilir ve hayati tehlikeyi azaltır. Kalp krizinden korunmanın en etkili yolu sağlıklı yaşam tarzını benimsemektir. Dengeli beslenmek, sigara ve tütün ürünlerini kullanmamak, düzenli egzersiz yapmak ve stresten uzak durmak, kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olur. Ayrıca, düzenli doktor kontrolleri ile risk faktörlerinizi takip etmek de önemlidir. Unutmayın, sağlığınız hayatınızdır; kalbinizi korumak için elinizden geleni yapın!
Kalp Yetmezliği
Dr. Öğr. Üyesi Cihan ÖZTÜRK
Kalp yetmezliği, kalbin yapısal ve işlevsel bozuklukları sonucu kalp debisinde azalma yani vücudun ihtiyacı olan kanı yeterince pompalayamaması olarak tanımlanabilecek bir sendromdur. Kalp yetmezliğine neden olabilecek hastalıklar sırasıyla, koroner damar hastalığı, hipertansiyon, kalp kapak hastalıkları, kalp ritim bozuklukları (aritmiler) ve kalp kasının kendi hastalıkları (kardiyomiyopatiler) olarak sıralanabilir. Ayrıca kansızlık, şeker hastalığı (diyabet), tiroid hastalıkları (hipotiroidi ve hipertiroidi), obezite, uzun süreli alkol kullanımı ve bazı kanser ilaçları da kalp yetmezliğine neden olabilir.
Kalp yetmezliğinde ilk bulgular nefes darlığı, çabuk yorulma, günlük fiziksel egzersizlerde kısıtlanma, halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık olabilir. İlerleyen dönemlerde hastalar geceleri tek yastıkta yatamaz (ortopne), uykudan nefes darlığı ile uyanıp ayağa kalkar, oda içinde dolaşır veya pencere açıp daha fazla oksijen alma ihtiyacı duyar. Ayaklarda şişme (ödem) de sık görülen bulgulardan biridir.
Kalp yetmezliğinin tanısı hastanın şikayetleri, muayene bulguları, kalp şeridi (Elektrokardiyogram-EKG), akciğer filmi, kan tahlilleri, kalp ultrasonu (Ekokardiyografi-EKO), bilgisayarlı kalp tomografisi (BT), kalp manyetik rezonans görüntülemesi (MR) ile konulur.
Kalp yetmezliği tedavisinde ilk olarak yaşam tarzı değişikliği ve tuz kısıtlaması yapılır. Yaşam tarzı olarak hastalar, az ve sık yemeli, vücudun ihtiyacı olan tüm besinleri almalıdır. Fazla tuz ve sıvı tüketimi, kalp yetmezliği şikayetlerini artırır. Tuz alımının kısıtlanması ve idrar söktürücü ilaçlar (diüretikler) kalp yetmezliği bulgularının gerilemesine ve hatta kaybolmasına yardımcı olur. Günlük en çok önerilen tuz miktarı bir çay kaşığını silme dolduran miktar olan 5 gramdır. Ayrıca egzersiz, kalp yetersizliğini kontrol etme yöntemlerinden biridir. Ağır kalp yetmezliği olanlar dışında haftada en az 5 gün 15-30 dakika süreyle düzenli şekilde yapılan egzersiz, şikayetlerin azalmasını sağlar. Bunların dışında kalp yetmezliği tedavisinde hekim tarafından yazılan birçok ilaç kullanımdadır. Erken teşhis edilen hastalar, uygun tıbbi tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile normal bir yaşam sürdürebilirler.
Kalp performansı ileri derecede bozulmuş ve diğer tedavi yöntemlerine olumlu cevap vermeyen son dönem kalp yetmezliği hastalarında, kalp destek cihazları, kalp fonksiyonlarını destekleyen kalp pilleri veya yapay kalp cihazları uygulanabilir. Kalp nakli ise kalp yetmezliğinde en son tedavi seçeneğidir.
Kolesterol Yüksekliği
Doç. Dr. Muhammet GÜRDOĞAN
Yüksek kolesterol, kalp hastalığı riskini artıran en önemli risk faktörlerinden birisidir. Kolesterol, vücudumuzun hücreler için ihtiyaç duyduğu bir yağ türüdür. Genel olarak dikkat edilmesi gereken iki farklı kolesterol türü vardır: “iyi” kolesterol (HDL) ve “kötü” kolesterol (LDL). Kalp sağlığı için asıl tehlikeli olan kötü kolesterolün (LDL) yüksek seviyelerde olmasıdır. Kandaki yüksek LDL kolesterol, damarların iç duvarlarına yapışarak birikintiler oluşturur. Bu birikintiler zamanla damarları daraltır ve kan akışını zorlaştırır. Bu durum “ateroskleroz” olarak adlandırılan bir damar sertleşmesi sürecine yol açar. Damarlar daraldığında kalp, vücuda yeterince kan pompalamak için daha çok çalışmak zorunda kalır. Ateroskleroz, kalp krizi, felç ve diğer kalp hastalıkları riskini ciddi şekilde artırır. Diğer yandan HDL kolesterol vücut için faydalıdır. Çünkü bu kolesterol türü, kötü kolesterolü damar duvarlarından uzaklaştırarak karaciğere taşır ve vücuttan atılmasını sağlar. Yani HDL’nin yüksek olması, kalp hastalıklarına karşı koruyucu bir etki yaratır. Yüksek kolesterol, genellikle belirti vermeyen sessiz bir durumdur. Bu nedenle düzenli kolesterol kontrolleri, sağlıklı bir diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri, kalp hastalığı riskini azaltmak için önemlidir. Düşük yağlı yiyecekler tüketmek, sigarayı bırakmak ve düzenli egzersiz yapmak, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmada etkili yöntemlerdir.
Kanser Tedavisi ve Kalp Sağlığı
Doç. Dr. Muhammet GÜRDOĞAN
Kanser tedavisi, hastalığı yenmek için büyük bir umut taşırken, istenmeyen, beklenmedik kalp ve damar sorunlarına yol açabilmektedir. Kardiyo-onkoloji, kanser tedavisinin kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir bilim alanıdır. Kemoterapi ve radyoterapi gibi güçlü tedaviler kanser hücrelerini yok ederken, bazen kalp ve damarları etkileyerek kalp yetmezliği, hipertansiyon, kalp krizi, ritim bozuklukları, damar içi pıhtılaşmalar, kalp kası ve kalp zarı hastalıklarına yol açabilir. Göğüs bölgesine uygulanan radyoterapi de kalp damarlarını daraltarak kalp krizi riskini artırabilir; kalp zarını etkileyebilir. Bu istenmeyen etkiler nadir görülmekle beraber kanser tedavisinde elde edilen başarıları gölgeler nitelikte olmaktadır. Kanserle mücadele ederken kalbimizi de korumamız gerektiği açıktır. Peki bu durumda ne yapılmalı? Kardiyoloji uzmanları onkoloji uzmanları ile işbirliği içerisinde hem kanseri yenmeye, hem de kalbi korumaya yönelik bir plan oluşturmalıdır. Bu, sadece kanser tedavisinin başarıya ulaşması için değil, aynı zamanda hastaların gelecekte sağlıklı bir kalple yaşamlarını sürdürebilmeleri için kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, kanser tedavisi gören hastalar için düzenli kalp kontrolleri ve sağlıklı bir yaşam tarzı, tedavi sürecinin olmazsa olmazlarıdır. Kardiyo-onkoloji, hem umut hem de güven verici bir alan olarak, kanserle savaşanların yanında dururken, kalplerini de koruma altına alır.
En Sık Saptanan Kalp Ritim Bozukluğu: Atriyal Fibrilasyon
Doç. Dr. Gökay TAYLAN
Atriyal fibrilasyon (AF), tüm dünyada ve ülkemizde en sık saptanan ritim bozukluğu çeşididir. AF’nin yaygınlığının, yaşlanan nüfus, artan eşlik eden hastalık yükü, artan farkındalık ve tespit için yeni teknolojiler sonucunda 2060 yılına kadar 2 katına artacağı öngörülmektedir.
AF kalpte atriyum denen kulakçıklarda meydana gelen anormal ve düzensiz kasılmalar ile karakterize ritim bozukluğudur. Hastalar genellikle çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı veya çabuk yorulma şikayetleri ile hekime başvurmaktadır. Özellikle nabız düzensizliği saptanan hastalarda elektrokardiyogram (EKG) çekilerek kesin tanısı konabilir. Bazen aralıklı AF atakları olan hastalarda çarpıntının ve AF’nin tanısını koymak kolay olmayabilir ve bu amaçla EKG Holter, teknolojik akıllı saatler gibi ek tetkiklerden faydalanılabilir. Özellikle 65 yaş ve üzeri bireylerin her sağlık kontrolünde AF açısından taranması önerilmektedir.
AF gelişimine neden olabilen birçok risk faktörü tanımlanmıştır. Bunların bazıları; sigara kullanımı, alkol kullanımı, obezite, hareketsizlik gibi yaşam tarzı etkenleri ile şeker hastalığı, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı, kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH), koroner arter hastalıkları, kalp yetersizliği, uyku apnesi gibi hastalıklardır. Bu nedenle yaşam tarzı değişikliği ve ek hastalıkların uygun tedavileri AF gelişimi açısından çok önemlidir. Kilo vermek ve ideal kilo oranlarına sahip olmak (vücut kitle indeksi < 27kg/m2), sigaranın bırakılması, alkol tüketiminin haftada 3 adet standart alkolün altında tutulması ya da tamamen bırakılması, haftada 150-300 dk. yürüyüş yapılması önerilen yaşam tarzı değişikliklerindendir.
Nadiren hayatı tehdit edici olmakla birlikte, AF, fonksiyonel kapasitede ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesinde önemli bozulmaların yanı sıra artan hastalık ve ölüm oranları ile ilişkilidir. En önemli sorun felç (inme) riski ve buna bağlı hastalık ya da ölümdür. Bu nedenle AF’nin erken tanı ve tedavisi hayat kurtarmaktadır.
Erken tanı sonrasında başlanan kan sulandırıcı ilaç tedavileri yanında ritmin düzeltilmesi amacıyla elektroşok ve ablasyon (dağlama) tedavileri de yaşam kalitesinin arttırılması ve AF’ye bağlı komplikasyonların önlenmesinde etkilidir. Bu amaçla AF tanısı sonrasında alanında uzman hekimlerin ve diğer sağlık personellerinin olduğu AF merkezlerinde hastaların değerlendirilmesi ve tedavi planlaması önerilir.
Akciğer (Pulmoner) Hipertansiyonu
Dr. Öğr. Üyesi Çağlar KAYA
Pulmoner hipertansiyon (PH), akciğerlerdeki kan damarlarının (küçük dolaşım) basıncının normalden yüksek olması durumudur. Bu durum, kalp ve akciğerler üzerindeki yükü artırarak, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplam 5 ana grupta değerlendirilmekte ve yaklaşık 20 alt grupta listelenebilecek birçok farklı hastalık ya da durumla ilişkilendirilmiştir. Avrupa, Asya ve Amerika veri tabanları dikkate alınarak yapılan değerlendirmelerde yıllık görülme sıklığı 5,8/ milyon olarak belirlenmiştir. Ülkemizdeki duruma bakacak olursak durum çok farklı olmamakla birlikte 5/ milyon sıklıkla yıllık 400 hasta bu hastalık açısından risk altındadır.
Türkiye’de Pulmoner Hipertansiyon konusunda son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Tanı ve tedavi yöntemleri giderek ilerlemekte, bu alanda uzmanlaşmış merkezler artmaktadır. Genetik faktörler başta olmak üzere, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, akciğer damar tıkanıklıkları, kan hastalıkları, böbrek hastalıkları, enfeksiyonlar, ilaçlar ve nedeni net bilinmeyen sebeplerle hastalık gelişebilmektedir. Temel şikâyetler arasında Nefes darlığı (özellikle egzersiz sırasında), yorgunluk, göğüs ağrısı, baş dönmesi veya bayılma, şişkinlik (ödem) sıralanmaktadır. Tanı süreçlerinde daha fazla dikkat ve erken teşhis önem kazanmıştır. Basit kan testlerinin yanı sıra elektrokardiyografi, ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi, sintigrafi ve kateterizasyon görüntüleme yöntemleri ile tanı değerlendirmeleri yapılmaktadır. Tedavi seçenekleri de genişlemiş, çeşitli ilaçlar, oksijen desteği, anjiyografi yöntemleri veya cerrahi tedavi yöntemleri ile hastaların yaşam kalitesi artırmaya çalışılmaktadır.
Ayrıca, PH konusunda farkındalık arttıkça, hastalar için multidisipliner (çok branşlı) yaklaşımlar benimsenmekte ve bu durum tedavi süreçlerini olumlu etkilemektedir. Bununla birlikte, bu hastalığın yönetimi ve tedavisi hala zorlu bir süreçtir ve tedaviye erişim konusunda bölgesel farklılıklar görülebilmektedir.
PH, erken teşhis ve uygun tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Belirtileriniz varsa veya aile geçmişinizde PH varsa, bir sağlık profesyoneline danışmak önemlidir. Son olarak, Türkiye’de PH ile ilgili araştırmalar ve klinik çalışmalar da artış göstermekte, bu sayede hastalığın yönetimi ve tedavi süreçlerine yeni bilgiler kazandırılmaktadır. Ancak, PH hala dikkat edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu unutmamak önemlidir.
Kalp Kapak Hastalıkları
Doç. Dr. Uğur Özkan
Dünya genelinde ölümlerin başlıca nedenlerinden biri kalp ve damar hastalıklarıdır ve bu hastalıklar arasında kalp kapak hastalıkları önemli bir yer tutmaktadır. Kalbimizdeki kapakçıklar, kanın doğru yönde akmasını sağlayarak kalbin verimli çalışmasını sağlar. Ancak bu kapakçıklarda oluşan darlık veya yetmezlik gibi sorunlar, kalbin işlevini olumsuz etkileyerek ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.
Kalp kapak hastalıkları genellikle sinsi bir şekilde ilerler ve erken dönemlerde belirgin bir şikayete neden olmayabilir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma, ayaklarda şişlik, çarpıntı, baş dönmesi ve bayılma gibi belirtiler genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar. Bu durum, hastalığın fark edilmemesine ve tedavinin gecikmesine neden olur. Çoğu zaman kapak hastalıklarının teşhisi, belirtilerin ancak ilerlediği ileri yaşlarda konur, bu da tedavi sürecini daha karmaşık hale getirebilir.
Geçmişte, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde tek etkili yöntem açık kalp ameliyatı idi. Özellikle ileri yaşlardaki hastalarda bu cerrahi yöntem, yüksek risk taşıdığı için çoğu hasta bu tedavi seçeneğine sıcak bakmamaktaydı. Ancak, günümüzde tıpta kaydedilen önemli ilerlemeler sayesinde, artık açık cerrahi müdahale gerektirmeyen, daha az invaziv (girişimsel) tedavi yöntemleri de mevcuttur. Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVİ) gibi, anjiyografi ile kasık bölgesinden yapılan girişimsel işlemler, cerrahi riskleri azaltarak hastalara güvenli ve etkili bir tedavi olanağı sunmaktadır. Bu yöntemler, özellikle ameliyat riskinin yüksek olduğu ileri yaştaki hastalarda başarılı bir alternatif olarak kabul edilmektedir. Ancak, kalp kapak hastalıkları sadece ileri yaşta ortaya çıkmaz. Doğumsal anomaliler, çocukluk döneminde geçirilen hastalıklar veya romatizmal hastalıklar gibi etkenler nedeniyle genç yaşlarda da görülebilir. Özellikle romatizmal ateş gibi enfeksiyonlar, kalp kapaklarında hasara yol açarak gençlerde de kapak sorunlarına neden olabilir. Bu hastalar için de tek çözümün açık kalp ameliyatı olmadığını unutmamak gerekir. Örneğin, mitral kapak darlığı olan genç hastalarda mitral kapak darlığının balon ile genişletilmesi (mitral balon valvüloplasti) işlemi ile kapak darlığı giderilebilir. Ayrıca, mitral kapakta kaçak (mitral yetmezlik) gibi kapak sorunlarında, mandal ile tedavi (MitraClip) gibi girişimsel yöntemler ile kapak onarımı yapılabilmektedir. Bu tedaviler, açık kalp ameliaytları ile kıyaslandığında iyileşme sürecini hızlandırmakta ve yaşam kalitesini artırmaktadır.
Kalp sağlığınızı korumak ve kapak hastalıklarından kaçınmak için düzenli kontroller yaptırmak, sağlıklı beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli fiziksel aktivite yapmak oldukça önemlidir. Unutmayın, kalp kapak hastalıkları fark edilmeyebilir; bu yüzden herhangi bir şikayetiniz olmasa bile düzenli aralıklarla kalp muayenesini ihmal etmeyin. Erken teşhis ve yeni tedavi yöntemleri hayat kurtarır.”
Haber Merkezi



