Elde ne kaldı?

Acıyı, özlemi en dibine kadar yaşayan biri olarak bazen kendi kendime “Elde ne kaldı?” diye soruyorum. Sonra da cevabını iyimserlikle bulmaya çalışıyorum ve “Biz millet olarak ne büyük güçlüklerin üstesinden geldik, bu felaketi de atlatacağız.” diyorum.

Üç haftadır ulusça içimizdeki boşluk dolmuyor ve yüreğimizdeki sızı bitmiyor. Halk müziği sanatçısı Karsu’nun “Neredesin Sen” diye seslendirdiği ve sözleri Ataol Behramoğlu’na ait bu türkü, acıların sembolü oldu. Karsu, Hollanda’da depremzedelere yardım amacıyla düzenlenen “Ulusal Eylem” gününde televizyon kanallarının 2 saatlik ortak yayını sırasında yaklaşık 89 milyon Avro(1.78 milyar TL.) para toplanmasına öncülük etti ve ortak yayında seslendirdiği bu türkü ile tüm dünyayı ağlattı.

 Toplanan bağışların Türkiye ve Suriye’deki depremzedelerin gıda, su, ilaç ve barınma ihtiyaçları için kullanılacağı vurgulandı. “Gece sevdiklerinle birlikte uykuya dalıyorsun ve sabah hiç tanımadığın insanlarla birlikte gömülüyorsun.” sözünü duyduğumda o kadar gerçekçi geldi ki, “İşte bu bizim gerçeğimiz.” dedim. Sonra sosyal medyada, televizyonda ve yazılı basında yer alan depremle ilgili içimizi ısıtacak haberleri toparlamaya çalışıyorum öncelikle.

Ülkemizin yüz akı AHBAP Derneği’nin yaptıkları gözüme ilişiyor. Öyle güzel ve öyle özveriyle çalışıyorlar ki, yaptıkları iyilikleri anlatmaya sayfalar yetmez. AHBAP ayrıca kendilerini denetlemeleri için biri yabancı diğeri Türk iki firmayla anlaşıyor. Sonra deprem bölgesinden benzinlik sahibi bir vatandaş, benzini ihtiyaç sahibi depremzedelere ücretsiz dağıttığını ifade ediyor. Depremzede üreticilerin ürünü tarlada ya da depoda kalmasın diye dijital toptan satış sitesi kuruluyor bu işten anlayan gönüllüler tarafından. Bir yardımsever, Hatay Samandağ’daki ve Arsuz’daki limon üreticilerinin bahçelerinden limonları toplatarak Migros’ta satılmasına aracılık ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Hatay’da depremzede çocuklar için oyun çadırları kuruyor. Edirne Belediyesi’nin ikram aracı da depremin ilk günü yola çıktı ve hala Maraş’taki depremzedelerimize ikramlarını sunmaya devam ediyor. Oyuncu ve sanatçılar deprem bölgesinde depremden etkilenen kişilere maddi ve manevi desteklerini esirgemiyorlar.

Anne babasını kaybeden çocukları sahiplenmek için onbinlerce aile Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüklerine başvuruda bulunuyor. Neredeyse bütün vatandaşlarımız, ellerinde avuçlarında ne varsa depremzedelerle paylaşmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Güzel ülkemin güzel insanlarını asla unutmamak gerekir. Biz bu felaketin acılarını hep birlikte sarmaya çalışıyorsak, toplumsal iyileşmemiz de hep birlikte olacak. Çoğunluk iyileştikçe toplumsal iyileşme gelecek. Ama kabullenmemiz gerekir ki, bu biraz zaman alacak. O zamana kadar birbirimize sıkıca sarılacağız. Yalnızca gönlümüzdeki yakındır, başka herşey uzak.

İyileşmek, toplumsal çabayla mümkündür. Sanat, müzik ve dayanışma, toplumsal iyileşme sürecinde önemli rol oynar.

Hepimiz biliyoruz ki bu felaketin izleri asla silinmeyecek, içimizdeki boşluğun dolması mümkün olmayacak ve biz unutmayacağız. Unutmamalıyız da zaten, ders almaya çok ihtiyacımız var. Bu dersi iyi okumamız gerekiyor.

Unutamayacağımız şeylerden biri de, depremden günler sonra Kızılay depolarının çadırla dolu olması, ama depremzedelerin çadır bulamaması ve Kızılay’ın “maliyetine” AHBAP Derneği’ne ve Türk Eczacılar Birliği’ne depremzedeler için çadır satması. Ayrıca Kızılay’ın bu dönemde holdingleşmesi. Diyarbakır’daki konut sahiplerine evleri yıkılmışta olsa, elektrik dağıtım şirketinin faturaları zamlı bir şekilde göndermesi. Bu tür hareketler maalesef dayanışma duygumuza engel oluyor. Böyle zamanlarda maddi kazanç gözetmeden herkesin ve tüm Kurumların ortak hareket ederek yaralara merhem olması gerektiğini düşünüyorum.

Birlik ve beraberlikle, sevgiyle kalın.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!