Erik Satıe gevrektir

Yağmur çiseliyordu, yolun karşısındaki duraktan yirmi iki numaralı otobüse bindi. Otobüs çok doluydu. Zorlaya zorlaya ortalarda bir yerde mavi gözlüklü kızın yanında durdu. Kızın cep telefonuyla konuşmasına kulak kabarttı. “ Oğuzcuğum olmaz, bu ilişki yürümez. Bir kere müzik zevklerimiz tutmuyor. Bizim kupon daha ilk ayaktan yattı. Sen erik dalı gevrektir dinleyen adamsın, ben Erik Satie… Avrupa Şampiyonu voleybol takımı her galibiyetten sonra onunla kutluyor diye, sen de onu sevmek zorunda değilsin Ataycığım. “ Otobüs yokuşu inleye inleye çıkıp Halim – Selim Borsacı Anadolu Kız Meslek Lisesi durağında soluk soluğa durdu. İnenler binenlere tek farkla üstün gelince bir sonraki durağa kadar sağ kalmayı garantilemiş oldu. Binenler arasında yıllar önce beş ay kadar kursuna gittiği aikido hocası Sensei Kudret Budur’u gördü. Aralarında epeyce kalabalık bir insan grubu olduğu için kendisine tesadüfen baktığı anda, selam vermek için mavi gözlüklü kızın Erik Satie gevrektir mevzusundan uzaklaştı. Sensei kırk beş derece yan durmuş bir türlü göz göze gelemiyorlardı. O arada sıkılmamak için göz ucuyla sol çaprazda cep telefonundan komik kedi videoları izleyen kendi tipi o videolardan da kedilerden de komik dayıya baktı. Dayı gülmekten ölüyor, gözyaşlarına silecek yetişmiyordu. Dakika ve skor almak için mavi gözlüklü kıza bağlandı; “Ayrıca ben veganım sense kahvaltıda üç yumurta yiyen bir adamsın, bu yüzden olmaz diyorum işte…” Karşılıklı ataklar devam ediyordu sevgilimtrak telokomsal oğlanla, mavi gözlüklü kız arasında. Oğlanın gruplara kalması için en az iki ön eleme geçmesi farz oldu. Müzikli ve vegan rakipler vardı torbada. Kentin mecburiyet caddesi de denilen; çok eski adıyla Korakor Fehmi Nevres Bey, yeni sayılabilecek adıyla Ulusal Ufuk,  son belediye başkanlığı seçiminden sonraki en yeni adıyla Bozacı Hacı Yahya Efendi Caddesinden yalap şalap süzüldü yirmi iki nolu otobüs. Atik Patikyan kilisesinin önündeki durak ana baba günüydü. Sensei, biraz daha yaklaşmıştı ona. Ama askerliğini yirmi dört ay yapmış son binen, bir manga yolcudan sonra açısı daha da daralmıştı. Senseinin kendisine göre sol kulak arkası ve sol yanağını çaprazdan ancak görebiliyordu.

Acemiliğini Kütahya, usta askerliğini Eskişehir’de bando eri olarak yaptığını en baştan söyleyen klarnetli adam, yanındaki üniversiteli gence “ Adaş bugün  evrim diye bir şey olmasa, ben klarnet çalmayı nasıl öğrenirdim? Üç kuşak dededen klarnetçiyiz biz. Doğal seçilim yoluyla bu şekilde evrimleşmişiz, bu da mı zırva?” Diye bağırınca yirmi iki numaralı otobüsteki herkes buz kesti. O bir saniyelik sessizlikte yalnız mavi gözlüklü kızın sesi duyuldu. “Senin minimalizmden beklentin nedir? Önce onu bir söyle, sonra otofajiyle alakasını ben sana anlatırım.” Bindiği duraktan itibaren giderek artan bu kaotik ortam otobüsteki herkesi olması gerekenden üç-dört birim fazla germişti. Otobüs ve yolcuları giderek bir kaos ortamına sürükleniyordu. Çiseleyen yağmur ise; her durakta daha da artarak sağanağa dönüşürken, bu kaotik ortamı inceden inceden besliyordu. İneceği durağa yaklaşırken, içinden adını vermek istemeyen bir ses ona;

***

– Kaç saattir seni izliyorum, ne yazıp duruyorsun o ajandaya kuzum?

– Siz kimsiniz?

– İlham ben, haftalardır kıvranıp duruyordun geleyim diye. İşte geldim buradayım.

– Ne, kim?

– İlham… İlham Esinverdi. Gelmem işine yaramış olmalı ki eve gelmeden yazmaya başlamışsın bile…

– Şaka mısınız?

– Yaz bak gerisini söylüyorum ; 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!