Fark

Yeni eğitim ve öğretim yılı tüm çocuklarımıza, çalışanlara ve meslektaşlarıma hayırlı olsun. İlkokul birinci sınıflar (uyum haftası) geçtiğimiz hafta ders başı yaptı. Belki anasınıfında birlikte okudukları arkadaşlarıyla yine birinci sınıfa başladılar, belki de farklı bir ilkokulda ilk kez tanıştıkları sınıf arkadaşlarıyla uyum haftalarını tamamladılar. Belki de içlerinden bir arkadaşlarının kendilerinden çok daha farklı ve hareketli olduklarına tanıklık etmeye başladılar. Ben de bir öğretmen olarak istedim ki, biz farklılıklarımızla bir bütün olmayı hep hatırlayalım ve hiç unutmayalım.

Meslek hayatımız boyunca öğrencilerimize sadece öğretmen değil, aynı zamanda bazen anne-baba, bazen de psikolog oluyoruz. Farklı olan öğrencilerle iletişim kurmak biraz vakit alsa da, bir çocuğun elinden tutup yolunu açmanın bu ülkeye yapılan en büyük yatırımlardan biri olduğunun elbette farkındayız. Bu farkındalığın kıymetini otizmli bir öğrenci olan Nazım’ın satırlarından aktarmayı tercih ettim.

“Hiç otizmli öğrencisi olmamış 25 senelik ilkokul öğretmeniydi. “Çok çocuk okuttum, otizm bilmem, ama anlatırsan okuturum.” demiş anneme. Gönül öğretmenim ve Müdürüm Hasan öğretmenim sayesinde 8 okuldan geri çevrildikten sonra kaynaştırma ile ilkokula başladım. Otizmli ve hiperaktiftim. Az konuşuyor, okuyup yazabiliyordum ama büyük harflerle! Gönül öğretmenim kocaman sarıldı ilk gün. Önce ittim onu, annemle ev ablam dışında kimse dokunamazdı bana. “Sen bana alışacaksın çocuğum, bana otizmi öğretirsen ben de sana okumanın zevkini öğreteceğim.” dedi. Bunu hiç unutmadım. Gözünün içi gülüyorsa kötü bir şey olmaz diye düşündüm. Ders 45 dakika, ama 45 dakika oturup derse konsantre olamam ki? Sürekli kalkıp dolaşıyorum. Tabii arkadaşlar da beni görüp kalkıyor. Sınıf 35 kişi. Gönül öğretmenim ne yapsın? Dedi ki, bu böyle olmaz, kurallar var, öğrenmen lazım. Kural severim laf aramızda, hayatı kolaylaştırır. Birinci haftanın sonunda veliler benim sınıftan atılmamı istiyor. Annem ısrarlı, Gönül öğretmenim “Hallederim!” diyor. “Her dersin başında tüm arkadaşlarının kalemlerini topla, git çöp kutusunun başında aç, sınıfı dolaşıp dağıt, ama bir daha derste ayağa kalkmadan dinleyeceksin!” dedi. Size bir tüyo: Bir otizmliyle arkadaş olmak istiyorsanız, anlaşma yapın, karşılıklı olursa anlaşma severiz! Her ders arkadaşların kalemlerini topladım, açtım, hepsinin adını hemen öğrendim, hafızam iyidir. Hiç karıştırmadan dağıtınca daha az dalga geçtiler. Nasıl çözüm ama? 4 sene fırsatını bulunca ya dalga geçtiler, ya dövdüler, ya da eşyalarımı kaçırdılar. Ama arkadaşların bir kabahati yok, anneleri babaları “Uzak dur o otistikten!” dediler hep. Yanımda duran arkadaş varsa, annesi gelip çekiştirip aldı hep. Ben de baktım, bence bir farkımız yoktu? Tabii o zaman otizm nedir, ben kimim bilmiyorum. Ama Gönül öğretmenim biliyordu. Okumayı, el yazısını, kurallara göre yaşarsam hayatın daha kolay olduğunu öğretti. Velilerin karşısına dikildi, “Hepsi benim çocuğum, burası benim sınıfım, siz anca kapının dışında beklersiniz.” dedi. Hangi çocuk bana vurduysa “Dövemezsin, çünkü şiddetle hiçbir şey çözülmez!” dedi. 3. sınıfta -o zaman SBS vardı- Türkiye birincisi oldum deneme sınavında. “Gönül hanım iltimas geçmiştir!” diyen velilere “Hepinizi Milli Eğitime veririm, Nâzım bütün soruları çözdü.” dedi. Bence yapardı! 4. sınıfta, bir yıl daha ilkokul var sanırken ben, hop 4+4+4 sistemi geldi. Küt diye mezun oldum, hem de okul ikincisi! Son karnemi ve diploma yerine geçen kağıdı verirken, “Okulu siz varsınız diye sevdim, iyi ki siz benim Gönül öğretmenimsiniz.”dedim, “Çünkü sen bana az konuşsa bile bir öğrencinin ne çok öğrendiğini gösterdin çocuğum, iyi ki öğrencim oldun!” dedi, sonra da emekli oldu. Sonra ortaokul bulamadık. Okul Müdürleri “Öyle çocuk almıyoruz.” dediler. Twitter’dan herkesle beraber bana okul aradı annem. Beni kabul eden tek okul XXXX Koleji’ne başladım. Tam 9 yıl sonra Haziran’da Beyoğlu XXXX’dan takdirle mezun oldum. Bugün Hacettepe üniversitesini kazanmış otizmli/Aspergerli Nâzım işte benim!” Çünkü canım Gönül öğretmenim “Ben seni okuturum çocuğum.” dedi, hepsi bu!

Yeter ki ENGEL olmayın! Okuduğunuz için teşekkürler, uzun oldu ama böyle yazabilmeyi öğrenmem de uzun zaman aldı!” (Năzım Özgün)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!