“Kadına yönelik şiddet bir kader değil, insan hakkı ihlalidir”

Edirne Barosu Aile Kadın Ve Çocuk Hakları Komisyonu tarafından 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne istinaden yayınlanan basın açıklamasında, “Kadına yönelik şiddet; Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” hakkının ağır biçimde ihlalidir. Bu ihlaller yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun bütününe zarar veren yapısal bir sorundur” ifadelerine yer verildi.
‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü , en temel insan hakkı olan yaşam hakkına yönelen sistematik ihlallere dikkat çekmek için belirlenmiş bir gündür’ diyen Edirne Barosu Aile Kadın Ve Çocuk Hakları Komisyonu; “Kadına yönelik şiddet; Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” hakkının ağır biçimde ihlalidir. Bu ihlaller yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun bütününe zarar veren yapısal bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, 90. madde uyarınca bağlayıcı olan uluslararası sözleşmeler, TCK’nın ilgili hükümleri ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile kadınları korumakla yükümlüdür. Bu kanun; koruma tedbirlerinden uzaklaştırma kararlarına, barınma, geçici maddi yardım ve kimlik değişikliği gibi hayati nitelikteki mekanizmalara kadar geniş bir koruma çerçevesi sunmaktadır. Bu düzenlemeler, kadınların yalnızca şiddetten korunmasını değil, hayatta kalmasını sağlayan araçlardır” dedi.
Cezasızlık ve koruma kararlarının etkin uygulanmasının gerektiği vurgulanan açıklamada; “Ancak hukuki normların kâğıt üzerinde varlığı tek başına yeterli değildir. En büyük sorunlardan biri cezasızlık ve koruma kararlarının etkin uygulanmamasıdır. TCK kapsamında suç sayılan fiillerin soruşturulmasında gecikmeler, delil toplamadaki eksiklikler, mağdur beyanının değersizleştirilmesi ve idari makamların 6284 kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi; şiddetin devamlılığına zemin hazırlamaktadır. Oysa devletin yükümlülüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da belirtildiği üzere, “koruma yükümlülüğünü makul özenle yerine getirmektir.” Kadına yönelik şiddet; fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet ve ısrarlı takip gibi geniş bir suç yelpazesini içermektedir. Bu fiiller Türk Ceza Kanunu’nda açıkça tanımlanmış olup, cezalandırılması zorunludur. Bu nedenle her kolluk birimi, savcılık ve mahkeme, mağdurun güvenliğini sağlamakla ve şiddet faili için etkin yaptırımlar uygulamakla görevlidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan şiddetle mücadelede kalıcı başarı mümkün değildir. Eğitimden medyaya, kamu kurumlarından sivil topluma kadar herkesin sorumluluğu bulunmaktadır. Kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran, hafifleten veya görünmez kılan her söylem hukuken de toplumsal olarak da kabul edilemez” ifadeleri kullanıldı.
Hukukun tüm koruyucu mekanizmalarının işletilmesi için mücadele etmeye devam edeceklerini bildiren Edirne Barosu Aile Kadın Ve Çocuk Hakları Komisyonu; “Kadına yönelik şiddet bir kader değil, insan hakkı ihlalidir; izahı değil, yaptırımı olmalıdır. 6284 sayılı Kanun’ın etkin uygulanması, TCK’nın ilgili hükümlerinde caydırıcı cezaların kararlılıkla uygulanması ve cezasızlık kültürünün sona erdirilmesi, kadınların yaşam hakkının korunması için zorunludur. Her kadın, şiddetten uzak, güvenli, özgür ve eşit bir yaşam hakkına sahiptir. Biz hukukçular, kadınların haklarını savunmaya, şiddete maruz bırakılan her kadın için adalet aramaya ve hukukun tüm koruyucu mekanizmalarının işletilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. 25 Kasım, bir hatırlatma değil; hukuki ve toplumsal mücadeleyi büyütme günüdür” açıklamasını yaptı. Haber Merkezi



