Kırmızı ibikli tavuk

M.Ö 2375 yılında Lagaş (Sümer) Kralı Urukagına: “Karanlık sokaklara girmekten kimsenin korkmadığı, yürüyenlerin ayaklarına diken batmadığı, insanların aç uyumadığı bir ülke hayal ediyorum.” diyor. Bazen elimizdeki varlığın veya nimetin değerini anlamak, önemini kavramak için bazı deneyimleri acı da olsa yaşamak zorunda kalıyoruz.

Yaşadığımız bu deneyimler bize farklı bir bakış açısı kazandırabiliyor yada tam tersi olabiliyor, yaşadığımız olaylardan herhangi bir ders çıkarmayıp, aynı hataları yapmaya devam edebiliyoruz. Belki karşımızdaki kişiye iyi niyetle yaklaşıp yanlışlarını görmezden geldiğimiz için, belki de o kişiye duyduğumuz sevgi bize engel olduğu içindir. Aslında tecrübe dediğimiz şey de deneyimlerimizden sonuç çıkartıp, çıkan sonuçları yeri ve zamanı geldiğinde kullanmaktır, diye düşünüyorum.

Bir masaldan söz etmek istiyorum bu yazımda. Masallar hep çocuklara anlatılır diye düşünebiliriz. Oysa bazen yetişkinlerin de masal kıvamında dinleyebileceği anlatıların olduğuna inanıyorum. Kırmızı ibikli küçük tavuk, gezinirken buğday tohumu bulur. Buğday tohumunu tarlaya ekebilmek için çiftlikteki öbür hayvanlardan yardım ister.

Ördek: “Sen buğdayı filan boş ver, sana kahve tohumu satayım, acayip para kazanırsın, istediğin kadar buğday alırsın.” der.

Domuz: “Sen buğday yerine kahve ek, nasıl satarım diye merak etme, ben senin adına pazarlarım.” diye seslenir.

Fare iyice cesaretlendirir: “Buydayla uğraşma, kahve ekebilmen için istediğin kadar borç vereyim, ufak ufak ödersin.” diye akıl verir.

Kırmızı ibikli küçük tavuğun aklına biraz yatar ama tereddütleri vardır. “Kahve üretiminden anlamam ki, nasıl yapacağım?” diye sorar.

Ördek: “Sana gübre satayım, çok çabuk büyür.” der.

Domuz: “Böceklerden korumak için ilaç satayım.” diye seslenir.

Fare, yine finansal açıdan yaklaşır: “Gübre ve ilaç alabilmen için sana istediğin kadar borç vereyim, ufak ufak ödersin.” diye akıl verir.

Neticede kırmızı ibikli küçük tavuk buğday yerine kahve eker. Kahvenin hasat vakti gelir. “Şimdi ben ne yapacağım bu kahveyi?” diye sorar.

Ördek: “Paketlemek için benim fabrikama getirebilirsin.” diye akıl verir.

Domuz: “Kusura bakma, herkes kahve ekti, fiyatlar acayip düştü, senin kahve beş para etmez.” diye seslenir.

Fare ise “Borcunu öde artık!” der. Kırmızı ibikli küçük tavuk, ibiğini kaptırdığını fark edince “Aç kaldım, ekmek verecek yok mu?” diye ağlar.

Ördek: “Ekmek kolay da, alacak paran var mı?” diye sorar.

Domuz: “Herkes kahve ekti, buğday karaborsaya düştü, kusura bakma. İstersen ekmek yapman için sana ithal buğday tohumu satayım.” der.

Fare ise avukatıyla gelir, “Borcuna karşılık tarlanı haczetmek zorundayım. Uslu tavuk olursan, artık benim olan tarlamda yevmiyeyle çalışıp buğday yetiştirmene izin veririm.” diye akıl verir.

Maalesef kırmızı ibikli küçük tavuk, eskiden kendisine ait olan tarlada, ırgat olarak çalışmaya başlar. Yevmiyeyi almaya gittiğinde ördek, domuz ve farenin aslında senelerdir ayni şirketin ortağı olduklarını öğrenir, ama artık iş işten geçmiştir!

İyi niyet bazen iyidir, fazla iyi niyetse kişileri sizi kullanıp sömürmeye teşvik eder. Kıssadan hisse; aklınızı kullanmazsanız, başkalarının sizi kandırmalarına izin verirseniz, giderek onların kölesi olur, özgürlüğünüzü kaybedersiniz. Ülkeler için de bu böyledir. Kendi aklını kullanıp öz kaynaklarıyla üreterek gelişmek yerine sömürgeci ülkelerin sözüm ona verdiği tavsiyelere göre hareket eden ülkeler, maalesef sonunda onların sömürgesi konumuna gelirler.

O nedenle Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” sözünü aklımızdan çıkarmayalım.

Üretelim, çalışalım, aklımızı kullanalım ve hür olalım.

Sevgiyle kalın…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu