Ragbi Günlükleri 189

Dualar edildi, sırtlar yağlandı, kollar bağlandı. İnsanlığın Somut Olmayan Tarihi Mirası Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin 663.sü, 1-7 Temmuz tarihleri arasında, Sarayiçi Er Meydanı’nda sevenleriyle buluştu. Edirne’yi, Türkiye vitrinine çıkartan bu değerli organizasyon boyunca gözler, Edirne’ye çevrilmiş; ülkenin her yerinden gelen misafirler, Türkler’in ata sporu kabul edilen yağlı güreşin kalbinde bu heyecanı yaşamıştı.
663. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde bu yıl ilk kez, yeni bir sistem uygulandı. Lig müsabakalarında elde ettikleri puanlarla ilk 32’ye giren başpehlivanlar Kırkpınar’a direkt katılım hakkı elde ederken, 8 pehlivan da ön eleme güreşlerini geçerek çayıra çıktı. İlk 24 sıradaki başpehlivanın ilk turu pas geçtiği sistemde, ön elemeden gelen 8 pehlivan, puan olarak kendilerine daha yakın sıralardaki rakiplerle eşleşti. Yeni sistem tartışmaları beraberinde getirse de çalışanın, mücadele edenin, formda olanın Kırkpınar’a gelmesini sağladığından, ağırlıklı olarak destek buldu. Artık her çantasını alan, ”Kırkpınar için geldim.” diyemeyecek. Ayrıca, Kırkpınar’da mücadele etmek için puan toplanması gerektiğinden, yağlı güreş liginin her ayağına ayrı bir heyecan ve mücadele gelecek.

Yeni gelen sistemle birlikte perşembe gününden hareketlenmişti çayır. Ana sahneye çıkabilmek amacıyla kol bağlayan pehlivanlar, rakiplerinin sırtlarını yere getirmek için uğraştılar. Bunu başaranların, Kırkpınar hayali devam edecekti.
Cumartesi sabahı erken saatlerde Sarayiçi’ne doğru yola çıkmıştım. Sabah sakinliği devam ederken, hızlı adımlarla yol alıyor, güreşler başlamadan alanı gözlemlemek istiyordum. Sarayiçi’ne yaklaştıkça ilk dikkati çeken, çadır yoğunluğu oluyordu. Hafta sonu Edirne’ye gelen çok sayıda misafir, çadırda kalmayı seçmiş; kimi yol kenarlarına, kimi cami bahçelerine, kimi de Sarayiçi’ndeki müsait yeşilliklere yerleşmişlerdi.
Alana rahatça girmiş ve dolaşmaya başlamıştım. İşletmeler henüz açılmamıştı. Mesaisi erken başlayanlar temizlik görevlileriydi. İnsana yakışmayan izleri ortadan kaldırırlarken, onlara, ”Günaydın, kolay gelsin” dememek olmazdı. Her sene olduğu gibi düzensiz bir çadır yerleşimi görünüyordu. Katılımcılar, buldukları alanlara çadırlarını kurmuşlardı. İmkanı olan belediyeler, güreşçilerine iyi dinlenme şartları sunarken; imkanı olmayanlar, bir tül perdenin arkasında sırasını bekliyordu. Organizatörler, bu alanın parselizasyonunu yapmalı; katılımcıların sporcu sayılarına göre alan paylaşılmalı; her katılımcıya asgari şartlar sağlanmalıydı. Alanda yaptığım tur sırasında sadece birer adet konteyner duş ve konteyner tuvalet gördüm. Onca insan kalabalığına bu şekilde yetemezdiniz.

Saat 10.00 olmuş ve alt boylardaki güreşler başlamıştı. Sıkı bir rekabetin yaşandığı bu mücadelelerde, sırtı yere gelenler hayal kırıklığı içinde haykırışlar sergilerken; kazananlar, kaybedeni teselli etmeyi unutmuyordu.
Saatler ilerledikçe, kalabalık artıyor, davul ve zurnanın sesi yükseliyordu. Başpehlivanların kurasını beklerken, saha içerisindeki düzene göz gezdirecek vakit bulabildim. Basın mensupları ve fotoğraf sanatçıları için ayrılan şeritli alan, daha önceki yıllar gibiydi. Bu sene kura çekilen yerde bir değişiklik yapılmıştı. Saha içerisinde çok sayıda güvenlik mensubu bulunduruluyordu. Saha içindeki herkesin şeritli alanın arkasına yığılması, özellikle habere koşturan basın mensuplarının hareket alanını kısıtlıyordu. İşini yaparken, sürekli uyarılıyor olmak da sinirleri germişti. Her yıl olduğu gibi siyasilerin, yöneticilerin başarı mesajları stat çatısına yerleştirilmişti. Büyük fotoğraflarının yanında isimlerini kocaman kocaman yazdıran bu hazretler, erklerinin kaynağı olan makamları görünmesin diye uğraşmışlardı sanki. Oysa, oturdukları koltuklardı onları değerli kılan.
Saat 12.50’de, birinci tur kuraları çekildi. Ön elemeden gelen pehlivanlarla, sezon boyunca toplanan puanlarla oluşan sıralamada geride kalanlar eşleşmiş; 24 pehlivan, ilk turu pas geçmişti. 16 pehlivanın kol bağladığı ilk turun öne çıkan eşleşmesi, Cengizhan Şimşek ve Faruk Akkoyun arasındaydı. Gergin geçen güreş sık sık duruyor, hakem kararlarına sürekli itiraz ediliyordu. Puanlama kısmında rakibini geçmeyi başaran Faruk Akkoyın, bir üst tura yükseliyordu. Cengizhan Şimşek’in elenmesinin şokunu yaşayan güreşseverler, bir darbede Recep Kara’dan yedi. Deneyimli pehlivan ilk tur müsabakasını kaybederek, Kırkpınar’a erken veda ediyordu.

İkinci tur kuralarının çekilmesi, saat 15.00’ı geçmişti. Pehlivan tanıtımları sırasında en çok desteği Ali Gürbüz alırken, O’nu, Hüseyin Gümüşalan ve Orhan Okulu takip etti. Normal süre ve puanlama evresi sona erdiğinde, favorilerden bazıları yollarına devam ederken, İsmail Balaban ve Mehmet Yeşil Yeşil gibi eski şampiyonlar henüz ilk mücadelelerinde Er Meydanı’ndan boyunları bükük ayrıldılar. İkinci tur müsabakalarının sonuçları, sahada gerginlik çıkmasına sebep oldu. Antrenör olduğunu düşündüğüm bir kişi, tepki göstermek için Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş’in bulunduğu tribüne geldi. Güvenlik kuvvetleri, itiraza gelen kişiyi uzaklaştırırken, bu sefer de Sayın Başkan’ın bulunduğu tribünde oturanlar arasında sözlü atışmalar kaynaklı bir gerginlik oluştu. Güvenlik güçleri bir kez daha müdahale etmek durumunda kaldı.
Saatler ilerliyor, başpehlivanlık müsabakaları yaklaşıyordu. Kuraların çekilmesiyle eşleşmeler belli olmuş, kollar bağlanmıştı. Normal sürede yeniş göremedi izleyenler. Ne olursa, puanlama evresinde olacaktı. Gün boyunca şahit olduğumuz, kule hakemliği önünde cereyan eden itirazlara, bağrışmalara yine şahit olmuştuk. Hakem kararlarına yoğun itirazlar yapılıyordu. Puanlamanın başında, beklenen ilk yeniş Mustafa Arslan’dan geldi. Cumartesi günü yaptığı güreşlerde, rakiplerinin sırtını hızlıca yere getiren İsmail Koç, bu kez umduğunu bulamıyordu. Mustafa Arslan’dan sonra Yusuf Can Zeybek de rakibini yenerek, günü tamamladı. Puanlama kısmında tedbiri elden bırakmayan pehlivanların çayırda kalış süresi git gide uzuyordu. Heyecanın düştüğü bu anlarda, çayırı hareketlendiren Hüseyin Gümüşalan oldu. Rakibi karşısında aldığı galibiyet, destekçilerini oldukça sevindirmişti. Feyzullah Aktürk ve Ali Gürbüz eşleşmesindeki denemeler, tribünlerden alkış almaya başlamıştı. Serbest stil minder güreşinde Avrupa Şampiyonlukları(2022,2023,2024) bulunan Feyzullah Aktürk, ilk kez katıldığı Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ne rekabet getirmişti. Bir pozisyonda, rakibi Ali Gürbüz’ü yere indirmeyi başardı Aktürk. Yeniş oldu mu olmadı mı tartışmalarında kararsız kalan hakemler, görüntülü değerlendirme sonrasında ”devam” kararını verdiler. İki güreşçi de tribünlerden destek alırken, sonuca giden Ali Gürbüz oluyordu. Enes Doğan’ın Ertuğrul Dağdeviren’i yenmesi, yine birtakım olayların fitilini ateşledi. Yenilgi sonrasında Federasyon Başkanı İbrahim Türkiş’in yanına gidip, itirazlarda bulunuldu. Ancak esas olay, gün sonunda, Ertuğrul Dağdeviren ve ekibinin, kule hakemlerinin bulunduğu alanı basmak istemesiyle yaşandı. Günün son maçında, Yağlı Güreş Ligi birincisi Orhan Okulu’yu yenmeyi başaran Mustafa Taş, çeyrek finale yükselen son pehlivan olmuştu. En uzun süre çayırda kalan pehlivanlardan biri olan Taş, bekleme güreşi yapıyor, rakiplerinin açığını arıyor ve kontra atak ile sonuca gidiyordu.

Gün sonunda, Bengü konseriyle eğlenen güreşseverler; konser sonrasında, kurulan dev ekrandan Türkiye-Hollanda futbol karşılaşmasını takip ettiler. Sonuç, Sarayiçi’nde buruk bir hava oluşturmuştu.
Pazar gününün erken saatlerinden itibaren Sarayiçi’nin kalabalık olacağı anlaşılmıştı. Final gününü kaçırmak istemeyenlar alana hücum etmiş; ağır konukların etkisiyle, güvenlik önlemleri arttırılmıştı. Erken saatlerde çayıra ayak basıp, alt boylardaki güreşleri izlemeye başladım. Bu sefer, konum olarak hakem kulesine yakın bir yeri tercih etmiştim. Bir süre sonra tercihimde ne kadar haklı olduğumu gördüm. Antrenörler ve hakemler arasında geçen konuşmalara, itirazlara, sporcuların tepkilerine yakından şahit oldum. Hakemlere ve kararlarına yapılan yoğun itirazlar, ilk günde olduğu gibi ikinci günde de devam ediyordu. Küçük orta büyük boyundan bir pehlivanın babası sahaya girmiş, hakem kulesinin önüne kadar koşarak gelmişti. Elindeki su şişesini hakemlere fırlatan şahıs, küfürler ederek yenilen oğlunun hakkının yendiğini iddia etti.
Çeyrek final kuraları öncesinde, protokol tiribününde bir ödül töreni yapıldı. 60 yıldır Kırkpınar çayırında cazgırlık yapan Şükrü Kayabaş, emekli olarak bayrağı devretti. Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim tarafından kendisine altın kemer hediye edilirken, Kayabaş, yaptığı konuşmayla ”helallik” istedi.

Çeyrek final eşleşmeleri belli olmuş, tanıtımlar başlamıştı. Herkesin gözü, Ali Gürbüz ve Hüseyin Gümüşalan eşleşmesindeydi. Bu eşleşmenin galibi finale yürür müydü? Herkes bu sorunun cevabını merak ediyordu. Normal sürenin ilk 20 dakikası içinde Serhat Gökmen ve Yusuf Can Zeybek, rakiplerini yenerek dinlenmeye çekildiler. Burada, Serhat Gökmen’in rakibi Hamza Özkaradeniz’e bir parantez açmak gerekiyor. Baş boyunda ilk kez çayıra çıkan Hamza Özkaradeniz, eleme güreşlerinden gelerek, ana sahneye çıkmaya hak kazanmıştı. Kırkpınar’da şampiyonlukları bulunan Recep Kara ve İsmail Balaban gibi iki önemli ismi üst üste elemeyi başaran Özkaradeniz, son 16 turunda da Mustafa Batu’yu geçmişti. Çeyrek finalde Serhat Gökmen’e kaybetse de bu yılın başarılı pehlivanlarından biri oldu. Devam eden iki eşleşmede pehlivanlar; bekleyerek güreşmeyi tercih ediyor, rakiplerinin açığını kolluyorlardı. Uzun bekleyişin ardından, puanlamanın 55. dakikasında ilk yenişi görmeyi başardık. Yaptığı atakla Ali Gürbüz’ü yere düşürüp, bastırmayı başaran Hüseyin Gümüşalan yarı finale adını yazdıran bir diğer pehlivan oluyordu.
Pazar gününün güreşler kadar önemli bir diğer hadisesi, tabii ki Ağalık İhalesi idi. 2025 Yılı Ağalığı için üç isim yarışırken, adaylardan biri, 15 yıldır Kırkpınar Ağalığı vazifesini ifa eden mevcut ağa Seyfettin Selim idi. Diğer adaylar, Ufuk Özünlü ve Ömür Bodenstaff oldular. Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, ilk ihalesini 23 Milyon TL’den başlatırken; ilk turda en yüksek teklifi, 31.571.952 TL ile Ufuk Özünlü verdi. Bu teklif, Edirne Belediye Başkanı tarafından beğenilmeyince, Ufuk Bey, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den yardım istedi. Özür Özel, Manisalı olması sebebiyle rakamı 45 Milyon TL’ye çekince, bu kararından pişman olan Ufuk Özünlü, çareyi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na dönmekte buldu. ”İnsanın doğduğu yer kadar doyduğu yerde önemlidir.” diyen Özünlü, teklifini 34.571.952 TL olarak revize etti. Bu son teklifle birlikte, 15 yılın ardından, Kırkpınar Yağlı Güreşleri yeni bir ağaya kavuşmuştu.
Başpehlivanlık müsabakalarında yarı finalin saati gelmiş, çekilen kuralarla eşleşmeler belli olmuştu. Serhat Gökmen, Mustafa Taş’la; Yusuf Can Zeybek, Hüseyin Gümüşalan’la eşleşmişti. Puanlamaya giden güreşlerde, sonuca ilk ulaşan Mustafa Taş oldu. Maç boyunca kıspetini ve paçasını rakibine vererek risk alan Mustafa Taş, belki de bu yılki Kırkpınar’da en kısa süren karşılaşmasını oynamıştı. Diğer eşleşmenin kazananı için bir süre daha bekleyecektik. Uzun boyunun avantajıyla sert el enselerine maç boyunca devam eden Hüseyin Gümüşalan, daha aktif güreşen Yusuf Can Zeybek karşısında tutunamadı ve altın kemer hayaline, yarı finalde veda etti. Son şampiyon, bir kez daha finaldeydi.

Final maçı için 18.15’te sahaya davet edilen pehlivanlar, üst üste anonslara ve seyircilerin tepkilerine rağmen çayıra geç adım attılar. Programda yaşanan yarım saatlik gecikme, protokolün sahaya inip pehlivanlarla fotoğraf çekilmesine engel olamazken, bu çekim işleminin bir türlü bitmek bilmemesi, seyircileri çileden çıkardı. Bu anlarda, tribünlerden ortak bir ses yükseliyordu:Yuh! Nihayet, 19.10’da final güreşi başlamıştı. 50 dakika süren final güreşi, temposu sebebiyle zaman zaman tribünlerden tepkiler aldı. Karşılaşmada daha aktif olan taraf Yusuf Can Zeybek olurken; paçasını rakibine kaptıran Mustafa Taş, kendisini sırt üstü yerde buldu. Sonrasında Yusuf Can Zeybek’in sevincine şahit olduk. Bu sonuçla Zeybek, üst üstü iki yıl altın kemeri boynuna geçirmiş oluyordu.
Başpehlivan Yusuf Can Zeybek’in kutlaması sahada devam ederken, bir yandan da ödül törenine geçilmişti. Edirne Belediyesi güreşçilerinden Yiğit Kartal, Atakan Makas ve Muzaffer Caner Koşum ”En İyi Peşrev” dalındaki ödüllerin sahipleri oldular. ”En Centilmen” listesinde, Faruk Akkoyun’a yer verilmesi beni oldukça şaşırtmıştı. Her güreşinde, hakem kararlarına yoğun itirazlarda bulunan ve soluğu hakem kulesinin önünde alan Faruk Akkoyun, bilmediğimiz, görmediğimiz nasıl bir centilmenlikte bulunmuştu?

Kırkpınar Yağlı Güreşleri Ödül Töreni’ne, başka bir yöntem getirilmesi gerekiyor. Mevcut sistemde çok uzun süren ödül töreni, başpehlivanın seyirciler önünde ödülünü almasını da engelliyor. Baş boyuna kadar olan ödüllerin dağıtımına, Ağalık İhalesi sonrasında başlanıp, baş pehlivanlık final güreşine kadar peyderpey bitirilmesi gerekiyor. Başpehlivanlık final güreşi tamamalandığında da on dakika içerisinde dereceye girenlere ödülleri verilip, seyirciler dağılmadan işlem tamamlanabilir. Böylece, kemeri kazanan pehlivan, alkışlar eşliğinde kemerini boynuna takabilir.
Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin 663.sü, Yusuf Can Zeybek’in zaferiyle sonlanırken; Antalyalı pehlivanların, her boydaki ağırlığı yine dikkat çekiyordu. Edirneli pehlivanlar, madalya şansını yakalayamazken; en iyi dereceyi, son 16 turuna kalarak aldılar. 663. Kırkpınar’da, güreşler kadar öne çıkan bir diğer olay, hakemlere ve kararlarına yapılan itirazlardı. Hakem kararından memnun olmayan her pehlivan ve ekibi, soluğu, Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş’in yanında alıyordu. Bu tutum, federasyonun ve hakemlerin camia üzerindeki saygınlığını sorgulamama yol açtı. Yıl boyunca yapılan güreşlerde de benzer sahneler yaşanmış mıydı? En nihayetinde, bu tartışmaların güreşlerin önüne geçtiğini söylemeliyim.
Yazımızı, Beyazıt Sansı’nın yazıp, bestelediği Kırkpınar Marşı’ndan bir dörtlükle bitirelim:
Bu ne yüce onur, ne asil gurur,
Şölen var Edirne’de davullar vurur,
Yağız pehlivanlar nara savurur,
Edirne Kırkpınar Er Meydanı’nda.



