Ragbi Günlükleri 55

2012’nin 23 Nisanı’ydı son kez stadyumlarda kutlandığında. 25 Kasım hınca hınç doluydu. Al bayrağımızı taşıdığım törenler gelmişti gözümün önüne ve çoktan ıslanmıştı müjgân. Çocuklarımıza; Türk milletinin egemenlik haklarını bir sülaleden aldığını, tebaa iken halka dönüştüğünü anlatmayı unutmayalım. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!

Anadolu Üniversitesi Yayınlarından çıkan, Prof. Dr. Canan KOCA’nın editörlüğünü yaptığı ‘Sporda Psikososyal Alanlar’ kitabındaki değerli bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Bu haftadan başlayarak, önümüzdeki birkaç yazı da dâhil olmak üzere spor ve sosyoloji ilişkisini konuşacağız. Keyifli okumalar…

132a012f63a010d7205e4a93b02f31e7 | Edirne Ahval Gazetesi

SPOR SOSYOLOJİSİ

Sosyolojik bir kurum olarak sporun tarihinin bir hayli eski olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, sporun insanlığın yaratmış olduğu kültür ile yakından bağlantılı olduğu gerçeğini de daha iyi kavrayabiliriz. Bu açıdan spor, insanlık tarihi içerisinde farklı dönemlerde farklı şekillere bürünmesine karşın toplumsal kültürün bir parçası olarak varlığını sürdürmeyi başarabilmiştir. Spor, içinde yaşadığımız dünyanın küçük bir minyatürü olarak görülebilecek özellikleri bünyesinde barındırabilen toplumsal bir olgudur. Spora yakından baktığımızda ekonomi, siyaset, medyanın etkilerinin yanı sıra insanlık tarihindeki pek çok çekişmeyi de görebiliriz. Bu geniş ve bir o kadar da kitlesel alanda toplumsal sınıf ilişkilerinden sosyalizasyon süreçlerine kadar pek çok noktada gerek ülke bazında gerekse de ülkeler düzeyinde çekişmeleri yakından takip edebiliriz. İşte bu yüzden spor, içinde yaşadığımız dünyanın en kitlesel ve en heyecan verici etkinliklerinin başında gelmeyi sürdürmektedir.

Spor, gerek ortaya koyduğu ürünlerle gerekse de insanlık tarihindeki yansımalarıyla sosyolojinin alt ilgi alanlarından bir tanesidir. Sosyalizasyon süreci içerisinde birey, yaratılan kültürü öğrenir ve söz konusu kültürün farklı aşamalarında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi sahibi olur. Spor, sosyalizasyon sürecinde özellikle çocukların gelişiminde son derece önemli bir alandır. Spor; kendi içerisinde çocukların eğlenmelerinin, hoşça vakit geçirmelerinin yanı sıra mücadele etme, disiplini öğrenme, kuralları fark etme, birlikte hareket etme, rakibe saygı gösterme vb. gibi pek çok kavramı öğrenmelerine de katkıda bulunur.

Toplumsal hayatı şekillendiren temel olgulardan birisi olan toplumsal cinsiyet, spor sosyolojisinin temel konularından birisidir. Toplumda egemen olan anlayışın kadına ve erkeğe biçtiği toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıp yargılar ile kadın ve erkeğin spora katılımları arasında yakın bir ilişki vardır. Örneğin, toplumsal cinsiyet kalıp yargıları, çocukların ve gençlerin hangi sporlara yöneleceklerinde, hangi sporları ne düzeyde ve nerede yapacaklarında, kadınların spor kurumlarının karar verme organlarında bulunabilmelerinde çok etkilidir. Uluslararası spor kurumlarının en önemli gündemlerinden birisi sporda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır.

SPOR, TOPLUM VE KÜLTÜR

İnsanın doğayla savaşım sürecinde geliştirmiş olduğu becerilerin, toplumsal yaşama, serbest zaman sürecinde oyun yoluyla aktarımı şeklinde gerçekleşen spor, günümüzün en eski ve en önemli kurumlarından birisi olmuştur. Kurthan Fişek’in 1985 yılında belirttiği gibi “Tarihin ilk sporları‘savunma-saldırı kökenli’ olmuştur: Güreş-Boks- Okçuluk gibi. İnsanın kültürel gelişimine paralel olarak ‘taşıma-ulaştırma kökenli’ sporlar ortaya çıkmıştır: Koşma-Yüzme-Kayak-Ata Binme gibi. Son olarak da ‘takım sporları’ ortaya çıkmıştır: Futbol- Voleybol-Basketbol gibi.”

Spor, tek tek bireylerin yaşamlarında olduğu kadar tüm toplumsal yapı içinde yer almanın yanı sıra kapitalist tüketim ekonomisinin mantığı içerisinde ekonomik açıdan büyük bir getirisi olan bir alan olma özelliğini de bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca, siyasal iktidarların da kendisinden vazgeçemediği bir alan olma özelliğine sahip bulunmaktadır.

Toplumsal bir olgu olarak spora baktığımızda, dört farklı nokta üzerinden birbiriyle bağlantılı bir bütün ile karşılaşırız. Spor kavramı; örgüt, yarışma, toplumsal sistem ve toplumsal bir kurum olarak farklı görünümler şeklinde ortaya çıkabilen bir bütünlüğü ifade etmektedir. Spor, sosyoloji açısından toplumsal bir kurumdur ve sosyalleşme üzerinde önemli etkilerde bulunabilen toplumsal bir sistem olarak nitelendirilmektedir. Aynı şekilde söz konusu kurumun bünyesinde düzenlenen yarışmalar çerçevesinde çevre ile doğrudan bir etkileşim gerçekleşmektedir. Yarışmalar, sportif örgütlenmenin kitleler ile buluşmasını sağlayan en önemli halkalarından bir tanesidir. Sportif örgütlenmenin ve toplumsal bir sistem olarak sporun oluşumunun yanı sıra, varlığını sürdürebilmesinde aracı rol üstlenmekte olan teknoloji kavramı da bu bağlantının içerisine eklenmelidir. Çünkü teknoloji aracılığıyla sporun hem yayılımı kolaylaşmakta hem de bütün yeni uygulamalar kısa bir süre içerisinde sporun içerisinde karşılık bulabilmektedir.

unnamed 1.%5B5%5D | Edirne Ahval GazetesiSpora Sosyolojik Bakış

Sosyoloji açısından sporun önemi; gerçekleşen beşeri aktivitelerin, oluşan grupların, organizasyonların, toplumsal düzen ve toplumsal davranışların yapısı ve işleyişi hakkında bilgiler sunmasının yanı sıra çok geniş kitlelerin gerek izleyici gerekse de aktif olarak sporun içinde yer almalarından kaynaklanmaktadır. Wilkerson ve Dobber’a göre sporun sosyal işlevleri; duygusal boşalma(stresin azalması), kimliğin teyidi(kişinin niteliklerinin dışa vurumu), sosyalleşme(sosyal bir yapı içerisinde var olma), değişim organı(beceriye bağlı dikey sosyo-ekonomik hareketlilik), kolektif bilinç(ortak amaçlar etrafında birleşen topluluk ruhu) ve başarıdır(hedefe ulaşınca hissedilen tatmin duygusu).

Sporun Sosyal Kurumlarla İlişkisi

Spor-Aile İlişkisi: Ömür boyu devam edecek bir gelişim sergiler. Çocuklar, ebeveynlerinden aldıkları spor kültürünü içselleştirmek suretiyle toplumsal hayata katılırlar. Spor, aile içindeki bireylerin bir arada zaman geçirmesinin yanı sıra birlikte hayatın anlamını kavramaya da katkıda bulunabilmektedir. Aile içerisindeki birlikteliğin sağlanmasına önemli bir katkıda bulunur.

Spor-Eğitim İlişkisi: Eğitim kurumu, çocukların geleceklerinin şekillenmesinde sadece mesleki bilgi ve formasyonun kazandırılması ile değil aynı zamanda sportif alışkanlıkların içselleştirilmesi ile de katkıda bulunabilmektedir. 

Spor-Ekonomi İlişkisi: İçinde bulunduğumuz dönemde, spor aynı zamanda bireysel bir tüketim kategorisi olarak kabul edilmekte ve bu doğrultuda bireyler sportif alanlarda daha fazla yer alabilmek için para harcamaktadırlar. Profesyonel spor organizasyonları aynı zamanda büyük meblağların dolaşımda olduğunu ve sporun farklı alanlardaki iş kollarını da etkilediğini ortaya koymaktadır.

Spor-Medya İlişkisi: Toplumsal yaşam içerisinde sporun rolü arttıkça medyada da spora olan ilgi çoğalmış ve bu ikili arasında tıpkı ekonomi arasında olduğu gibi koparılamayacak bir bağ oluşmuştur. Spor ve medya ilişkisinde sporcu şöhretler büyük bir rol oynamaktadırlar. Bu isimler tüketim endüstrisinin yüzleri olarak reklamlarda boy göstermekte ve birer marka olarak gıpta etkisi yaratmayı başarmaktadırlar.

Spor-Siyaset İlişkisi: Sporun kitleleri etkileme ve peşinden sürükleme gücünü fark eden bütün iktidarlar, tarih boyunca bu alanı kullanma doğrultusunda girişimlerde bulunmuşlardır. Siyaset kurumu spora, geniş kitleleri etkileyebilme ve onları var olan sorunlardan uzaklaştırma amacıyla yaklaşmıştır.

Spor-Sağlık İlişkisi: Sporun amacı toplumsal yaşam içerisinde yer alan bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlıklarına katkıda bulunmak, yapılan egzersiz ve antrenmanlarla bedenin direncini ve performansını arttırmaktır. Spor ve sağlık iç içe geçen kurumlardır. Sporun bireyler ve toplumsal yaşam üzerindeki olumlu etkileri sağlık kurumunu da doğrudan etkileyebilmektedir.

Spor-Hukuk İlişkisi: Sporun organizasyonu ve bu organizasyonlar için gerekli olan yasal düzenlemeler hukukla yakından bağlantılıdır. Hukuksal düzenlemeler olmadan sportif organizasyonların sağlıklı işleyebilmesi ve sürdürülebilmesi mümkün olmayacaktır.

Spor-Kent ve Serbest Zaman İlişkisi: Modern sporu ortaya çıkaran gelişmeler, Sanayi Devrimi sonrasında kent ve serbest zaman arasındaki ilişkilerle yakından bağlantılıdır. Kentlerde yaşayan nüfusun artmaya başlaması beraberinde bu kitlenin serbest zamanlarında vakitlerini nasıl geçirdikleri önem kazanacaktır. Kitleleri sporla tanıştırmak ve hayatlarına sporu aktif olarak sokabilmek özellikle gelişmiş ülkelerde ön planda tutulan bir yaklaşımdır.

Spor-Turizm İlişkisi: Spor turizmi, özellikle büyük organizasyonlar ve gelenekselleşmiş turnuvalar, dünyanın her bölgesinden çok sayıda turistin gelmesine aracılık etmektedir. Spor, küresel bir etkinlik türü olarak farklı coğrafyaları ve bu coğrafyalardaki insanları bir araya getirebilme kapasitesi en yüksek alanlardan bir tanesidir.

Spor ve Toplumsal Cinsiyet İlişkisi: Spor, inşa edilmiş bir alan olarak daha en başından itibaren ataerkil kodların dolaşıma sokulmasına katkıda bulunmaktadır. Tarih boyunca farklı dönemlerde kadınların sporcu olarak yarıştırılmamasının yanı sıra izleyici olarak bile sportif faaliyetlerde yer almaması gibi uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Halen kadın ve erkek arasında, erkeklerin lehine işlemeye devam etmekte olan spor kodları kullanılmaya devam etmektedir. Tüm dünyada kadın sporcular erkek sporculardan daha az kazanmaktadırlar. Spor, bugün de erkek egemen değerleri ve bakış açılarını yansıtan bir alan görünümüne sahip olmayı sürdürmektedir.

Spora İlişkin Kuramsal Yaklaşımlar

Spor-Toplum ilişkisinde sıkça başvurulan işlevselci yaklaşıma göre, spor belli kurallara göre yapılan bir uğraşı olması nedeniyle insanlara kurallara uyma alışkanlığı kazandırmakta ve toplumun ortak değerlerinin yerleşmesi ve gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Spor, toplumun olduğu kadar toplumdaki bireylerin de yararlandığı değerli bir sosyal kurumdur. Sportif faaliyetlerdeki temas, sosyal ilişkilerin gelişmesini ve yalnızlık hissinin azalmasını sağlamak sureti ile toplumsal dayanışmayı güçlendirmektedir. Toplum içinde mevcut birtakım sosyal bunalımların hafifletilmesinde sportif olayın önemli bir payı vardır.

Çatışmacı yaklaşım ise, işlevselci anlayışın spora atfettiği olumlu görüşlerin aksine spor kurumunu ırk-cinsiyet ve sınıflar temelinde incelemekte ve sporun bu alanlarda olumsuz bir rol oynadığını ileri sürerek sporu, halkı uyutan ‘afyon’ olarak nitelendirmektedir. İşlevselci yaklaşımın toplumun düzen ve istikrarının sağlanmasında sporu olumlamasına karşın, çatışmacı yaklaşım sporu bu anlamda olumsuzlamakta ve sporun var olan güç ve iktidar ilişkilerinin sürdürülmesine katkıda bulunduğunu ileri sürmektedir. Çatışmacı bakış açısına göre, sermayenin ihtiyaçları tarafından çarpıtılmış bir fiziksel aktivite formudur. Spor, ekonomik güce sahip olmayanların dikkatlerini problemlerden uzaklaştıran bir uyuşturucu olarak nitelendirilmektedir. Bunun için ise sınıf bilinci geliştirilmeli ve kişilerin kendi yabancılaşmaları ve güçsüzlükleri hakkındaki farkındalıkları arttırılmalıdır.

Eleştirel yaklaşıma göre spor, var olan ideolojinin sürmesine katkıda bulunan mekanizmalardan biridir. Eleştirel kuramcılar, spora sosyal yapı olarak yaklaşmaktadırlar. Sporları kültürün üretildiği, yeniden üretildiği ve dönüştürüldüğü alanlar olarak nitelendirmektedirler. Bunun için de sporların baskı ve sömürü formlarına karşı koyabilmek ve dönüştürmek için kullanılması gerektiğini savunurlar. Onlara göre, spora katılım fırsatlarının erişim ve çeşitliliği arttırılmalıdır.

Bu yaklaşımların yanı sıra etkileşimci yaklaşım, feminist yaklaşım ve figürasyon yaklaşımı da kullanılan kuramsal yaklaşımlar arasında yer almaktadır.

Spor sosyolojisi literatüründe en sık başvurulan düşünürlerin başında gelmekte olan Pierre Bourdieu’yu ve onun ‘Habitus’ kavramını da belirtmek gerekmektedir. Habitus, toplumsal sınıfa özgü sportif ‘zevkleri’ içerir. Bourdieu’ya göre sportif etkinlikler alanı meşru beden tanımlaması ile sporda bedenin meşru kullanımı üzerinde bir mücadele alanıdır. Her bir toplumsal sınıfın kendi içindeki tabakalarında spor ile ilişkisi farklı düzeylerde gerçekleşmektedir.

Toplumsal ve Kültürel Bir Olgu Olarak Spor

Sosyolojinin en önemli kavramlarından biri olan kültür,bir toplumun üyeleri ya da toplum içindeki grupların yaşam biçimlerine göndermede bulunmaktadır. Tayfun Amman kültürün özelliklerini şöyle sıralamaktadır: ‘Kültür öğrenilir, tarihi ve süreklidir, sosyaldir, ideal ve idealleştirilmiş kurallar sistemidir, ihtiyaçları karşılar ve doyum sağlar, değişir ve birleştiricidir.’. Her toplumun sporu ve spor kültürü kendi kültürünün bir yansımasıdır.

İçinde yaşadığımız toplumsal ve kültürel dünyanın bir parçası olarak spor, sadece fiziksel performansın üst düzeyde sergilenmesi ve ulaşılan rekorlardan, derecelerden ve başarılardan oluşmamaktadır. Aynı zamanda sadece eğlenmek ya da gelir elde etmek amacıyla gönüllü olarak katıldığımız fiziksel etkinlikler de değildir. Katılmayı ve izlemeyi tercih ettiğimiz sporlar, sadece bizim bireysel tercihlerimiz olarak görülemezler. Bu tercihlerimiz içinde yaşadığımız toplumsal ve kültürel ortamın etkisiyle biçimlenmektedir. Dolayısıyla spor, aynı kültürün içinde ve farklı kültürlerde çeşitli anlamlarda kullanılmakta ve spor toplum içerisinde yapılış amaçlarına göre yarışma (verim) sporu, elit spor (yüksek verim sporu), profesyonel spor (medyatik, gösteri, şov), okul sporu, sağlık sporu, eğlence sporları, aile sporları, mücadele sporları, engelliler için spor, yaşlılar için spor, fitness, kitle sporu, herkes için spor, rekreasyonel sporlar, macera sporları, doğa sporları vb. gibi değişik içerik ve özellikleri ile karşımıza çıkmaktadır.

Spor; toplumsal yaşamın, toplumsal kültürün organik öğelerinden birisidir. Toplumlar ve kültür sistemleri değiştikçe spor kavramına yüklenen anlam ve işlev de değişmektedir. Spor ile sosyoloji arasındaki bağlantı hem sosyoloji hem de spor açısından farklı deneyimleri ve farklı perspektifleri anlamamıza yardımcı olmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!