Ragbi Günlükleri 93

   Türkiye Ragbi Federasyonu’nun liglere ait reglamanları yayımlamasından sonra, ragbi kulüplerimizde yeni sezon hazırlıkları hız kazanmıştı. Her kulüp, kendince hazırlığını devam ettiriyor. Bizde Trakya Ragbi olarak, yaptığımız planlama dáhilinde çalışıyoruz. Bu planlamaya göre de hafta sonu çok güzel bir buluşma gerçekleştirdik. Ragbi Günlükleri’nin bu yazısında, sizleri geçtiğimiz cumartesi gününe götüreceğim.

            2010 yılında kurulduğumuzdan bu yana, çok sayıda oyuncu geçti takımımızdan. Özel arkadaşlıklar kuruldu ve şimdi Türkiye’nin dört bir yanında, kalbi Trakya Ragbi ile atan oyuncularımız var. Her zaman iletişim halinde olduğumuz ve desteklerini hissettiğimiz.

            Pandemi sürecinde üniversitelerin uzaktan eğitime geçmesiyle takımımız, birçok mezun vermiş ancak yeni oyunculara ulaşamamıştı. Ekim ayında yaptığımız seçmelerden sonra, aramıza katılan çaylak arkadaşlarla birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Antrenman devamlılıkları ve istekli halleriyle, çaylaklarımızdan umutluyuz.

            Geçtiğimiz cumartesi gerçekleştirdiğimiz buluşmanın amacı, bu iki nesli bir araya getirmekti. Aradaki bağların sıkılaşmasını ve çaylak oyuncularımızın maça yakın bir tecrübe yaşaması istedik. Kalabalık, keyifli bir gün geçirdik. Öğle saatlerinde, sahamızda ragbi oynayarak güne başladık. Sonrasında Edirne Kent Ormanı’nda güzel bir piknik yaptık, bol bol sohbet ettik. Gün sonunda yüzlerin gülüyor olmasından daha değerli bir kazanç düşünemiyorum.

            Buluşmada, takımımızın kurucusu Mert Gedikçi de olunca, bu fırsatı kaçırmadım ve kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdim. Takımımızın ilk dönemlerini O’nun ağzından okuyacaksınız. Ayrıca ragbiye dair anı ve görüşleri de bu röportajda olacak. Kendisine katılımı için teşekkür ediyorum. 

zafer eray mert gedikci | Edirne Ahval GazetesiZAFER ERAY(ZE): Öncelikle okuyucularımıza seni tanıtarak başlayalım.

MERT GEDİKÇİ(MG): Merhabalar, ben Mert Gedikçi. 2010 yılında, Trakya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğrencisi olarak Edirne’ye geldim. İstanbul’da ragbi oynuyordum. Burada da bir takım kurma ihtiyacı hissettim. Yakın arkadaşlarımla küçük bir oluşum içerisine girdik. Hem üniversite hem de şehir çok destekledi. Takım da başarılı olunca, çok güzel bir ürün ortaya çıktı.

ZE: Senin ragbiyle tanışma hikayen nasıl gerçekleşti?

MG: Ailemle, İtalya’ya iş seyahatine gitmiştik. Gittiğimiz otelde, bir ragbi takımı antrenman yapıyordu. O antrenmanı izledim ve çok hoşuma gitti. Türkiye’ye geldikten sonra, 2003 yılında televizyonda, Ragbi Dünya Kupası’nın oynandığını gördüm. Altyazıda da sürekli Türkiye’den bir takımın ismi ve numarası geçiyordu. Gidip onlarla tanıştım. Aralarındaki en genç üyeydim. Hatta çocuktum. Onların hepsi yetişkin iş insanlarıydı. Aralarına katılmama izin verdiler ve ragbiye bu şekilde başladım.

ZE: 2010 yılında Edirne’ye gelişinle birlikte Trakya Ragbi’nin temellerini attınız. Biraz bu süreçten bahseder misin? İtici gücünüz ne oldu? Destekleriniz nasıldı?

MG: Ragbiyi çok seviyorum. O dönem neredeyse hayatımı bunun üzerine kurmuştum. Geldiğimde, biz iki, üç arkadaş ragbi oynamak istedik. O dönemki federasyon başkanı, Çalışma Bakanlığı Bölge Müdürüydü Edirne’de. Ben gelmeden önce de bazı çalışmalar olmuş. O dönem Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. İlhan Toksöz Hocamız da bazı çalışmalar yapmış. Üniversiteyle görüşmelerimiz olunca, beni davet ettiler. Bir afiş hazırlayıp, üniversitenin bütün fakültelerine dağıttık. İlk seçmeye 100’den fazla öğrenci gelince, olay daha da ciddileşti. Normalde arkadaşlar arasında spor yapmak amacıyla başlayan girişimimiz, biraz daha kurumsal bir hál aldı. Seçmeye gelen adayların çoğu kalıcı hále geldi ve 50-60 kişilik antrenmanlar yaptık. O zaman Tıp Fakültesi’nin karşısında bulunan suni çim sahalarda, aslında kum ve beton benzeri sahalarda birkaç yıl antrenman yaptık. Sonrasında Ayşekadın Yerleşkemizde bulunan yenilenmiş çim sahaya geçtik. Edirne’ye geldiğimde, o sahadaki ragbi kalelerini gördüğümde hala şaşıyorum. Çünkü Türkiye’de bir eşi yok bu sahanın.

img 20220219 132950 | Edirne Ahval GazetesiZE: İlk dönemlerinizde, henüz taze bir takımken müsabakalar nasıldı sizin için? Gerek kendi oyuncularından gerek rakiplerinizden nasıl geri dönüşler alıyordunuz?

MG: Edirne’ye ilk geldiğimizde, Türkiye’de olduğu gibi birçok insanının bu sporun varlığından haberi yoktu. Önce insanlar çok şaşırdılar Edirne’de böyle bir spor yapılmasına. Sonra ilgi gösterdiler. Örneğin, bizim öğrenciyken gittiğimiz bakkal, bize skorları soruyordu sürekli. Esnaflar bizimle ilgileniyordu bu konuda. Okul ilgileniyordu, buradaki memurlar ilgileniyordu. Konuştuğumuz herkes, bize gerçekten çok destek oldu. Üniversitemizin Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bizimle çok ilgilendi ve destek oldu. 2013 yılı Aralık ayında Edirne’de bir Üniversiteler Ligi turnuvası düzenlendi.  Bu turnuvadan sonra, artık üniversitenin bütün bölümleri tarafından tanınır olduk ve hatta, yurtdışında eğitim almış bazı hocalar tarafından duyulduğunda bize olan ilgi arttı. Bu tarz destekler aslında çok önemli. Bütün üniversite takımlarında olduğu gibi biz de dört yılda bir mezunlar veriyoruz. Yeni oyuncularla devam ediliyor. Bu, takımın yerel oyuncuları için zorluklar oluşturuyor. O süreçleri atlatan üniversite takımları devam ederken, atlatamayan birçok takım son buluyor. Zamanında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin, Galatasaray Üniversitesi’nin ragbi takımları vardı. Bu gibi köklü üniversiteler bile maalesef ragbi takımlarını sürdüremediler. Ama Trakya Ragbi, bu konuda kalıcı oldu ve başarısını her geçen yıl daha da arttırdı. Hem de çok daha kurumsal bir yapı haline geldi. Bununla ilgili arkadaşlarımı kutluyorum ve gurur duyuyorum.

ZE: Yakın zamana kadar lisanslı sporculuğunu sürdüyordun. Uzun süredirse, ragbi camiasının içerisindesin. İlk başladığın günden bugüne, Türk ragbisinin gelişimini nasıl görüyorsun?

MG: Bu aslında benim de gelişimimle aynı diyebilirim. İlk başlarda, yaşlı insanlar kısmen oynuyordu. Yurtdışında eğitim görmüş, şirket yöneticileri ve hatta oynayanların çoğu da yabancıydı. Türkiye’de gördüğü ilgi, amatör ve sosyal bir etkinlik olarak değerlendiriliyordu insanlar tarafından. Dolayısıyla o dönemde şişman, göbekli ya da zayıf, çok zayıf fiziken ragbi oynaması mümkün olmayan, sportif olmayan insanlar tarafından oynanıyordu. Zamanla bu durum değişti ve profesyonel olmadı ama profesyonel sporcu vücutlarına yakın ragbiciler ortaya çıktı. Şimdi sahaya çıktığınızda, eski kadar göbekli ragbici görmeniz mümkün değil. Tabii bu durum, bazı şeyleri getirdi, bazı şeyleri götürdü. Sporun her zaman çok rekabetçi olması iyi bir şey değil. Sosyalliğini, insanların bu spordan aldığı keyfi azaltıyor ne yazık ki. Çok başarı odaklı hale getirildi. Bu da bana sorarsanız, keyfini biraz azalttı. Biz oynarken, Türkiye’deki ragbinin ilk yıllarında, 2007’den 2012’ye kadar olan dönemde, her takımdan sporcular bizim çok yakın arkadaşımızdı. Şimdi gördüğüm, maalesef bu biraz azaldı. İnsanlar biraz daha rekabetçi yaklaşıyor. Bu, sportif başarıyı arttırır ama insanların ragbiye olan ilgisini arttıracağını düşünmüyorum. İkisinin ortası kadar ragbi takımlarının olması, Türkiye’de bu sporun gelişimini hızlandırır. Yani hem sosyal takımlar hem de rekabetçi takımlar olursa, Türkiye’de ragbi daha ileriye gidebilir.

img 20220220 wa0011 | Edirne Ahval GazetesiZE: Türk ragbisinin dışında dünya ragbisini de takip bir ragbiseversin. İşin gereği, dünyanın farklı yerlerine seyahatler yapıyorsun. Bu seyahatlerinde, ragbiye dair etkinliklerin oluyor mu? Yurtdışında canlı maç izlemişliğin var. Biraz bunlardan bahseder misin? Dünya ragbisi şu an hangi konumda?

MG: Türkiye’dekiyle tabii ki çok farklı. Bizdeki heyecanı oradaki insanlarda göremezsiniz. Onlar için oldukça normal, her hafta sonu izleyebildikleri; dedesinin, babasının takımı olan insanlarla karşılaşıyorsunuz. Ben ilk defa canlı izlemeye gittiğimde, çok heyecanlanmıştım. Bizim için neredeyse ulaşılmaz bir hayaldi. Orada gerçekten bu sporun ne seviyelere kadar yükselebildiğini görüyorsunuz. İnanılmaz bir tecrübe oldu benim için. Umarım Türkiye’deki bütün ragbiciler bu fırsatı yakalar benim gibi.

ZE: Ragbinin fenomen sporcularından Dan Carter ile bir maçtan sonra çekilmiş fotoğrafın da vardı. O ortam nasıl gelişti? Dan Carter’la olan sohbetinden ve senin heyecanından bahseder misin?

MG: Futbolda Maradona, Pele neyse, ragbide de bir Jonah Lomu vardır, bir de benim için Dan Carter vardır. Bende oynadığım pozisyon itibariyle, Dan Carter ile aynı pozisyonda oynadığım için, o maçtan önce belki 15 yıldır kendisinin bütün maçlarını izlemişimdir. Gerçekten çok yetenekli, aklını ve zekasını oyuna yansıtabilen bir 10 numaraydı. Lyon’daki Ragbi Şampiyonlar Ligi Finali’ni izlemeye gittiğimde, maçtan sonra bir etkinlik, kokteyl vardı. Turnuvanın ana sponsoru Türk Hava Yolları’nın davetlisi olarak orada bulunuyordum ve maçı VIP’den izleme fırsatım oldu. Maçtan sonra ragbiciler, ellerinde içecekleriyle bizim VIP bölümüne geldiler. Beraber oturup, yemek yedik. Kendisine Türkiye’deki ragbiden biraz bahsettim. Milli takımın bulunduğunu, o dönem için 10-15 tane ragbi kulübünün olduğunu söyledim. İlgiyle dinledi. Kendisine ne kadar hayran olduğumdan bahsettim. Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmıştı, çok neşeliydi. Dolayısıyla benim için de hiç unutamayacağım bir anı oldu.

ZE: Başka böyle anıların var mı?

MG: Yok maalesef. Ama o maçta yine benim için önemli olan bir hakemi gördüm: Nigel Owens. Kendisiyle tanışma fırsatım oldu. Ragbi bu yönden diğer sporlardan ayrılıyor. Hakemlerde sporcular kadar ünlü, hepimiz isimlerini tanıyoruz. Kendisi sporun gelişimine katkı sağlayacak kadar değerli bir hakem. Normalde futbolda, başka sporlarda bunu pek görmeyiz.

ZE: Yakın gelecekte ragbiye dair planların var mı?

MG: 2023 yılında Fransa’da düzenlenecek olan Ragbi Dünya Kupası’nı yerinde izlemek istiyorum. Birkaç sevdiğim takımın grup maçlarını ve final maçını izlemek istiyorum.

ZE: Uluslararası bir şirkette çalışıyorsun ve hatırladığım kadarıyla, uluslararası toplantı yemeğinde, ragbi üzerinden iş bağladığını biliyorum. Biraz bundan da bahseder misin?

MG: Ragbi benim hayatımın her yerinde. Bugün iş hayatımda dáhi ragbiden tanıdığım insanlarla çalışma fırsatım oluyor. Ragbinin diğer sporlardan ayrıldığı nokta, insan ilişkilerini biraz daha geliştirmesi. Maçta yere düşüyorsun ve seni korumak için takım arkadaşların kendilerini siper ediyorlar. Bu arkadaşlık, her yerde devam ediyor. İlla aynı takımda oynamak zorunda değilsiniz. Rakip olarak oynadığınız insanlarla da çalışma, tanışma fırsatınız oluyor. Ben de bunu yaşadım. Yurtdışında, daha önce ragbi oynamış insanlara ragbi oynamadığımı ya da sevdiğimi söylediğimde, bir anda yakın arkadaş oluyorsunuz. Türkiye’de de bu şekilde. Üniversite takımlarında oynamış olan bizlerin, farklı alanlarda uzmanlıkları oluştu. Kimisi üretim sektöründe çalışıyor, kimisi hizmet sektöründe çalışıyor, kimisi devlet memuru oldu. Dolayısıyla bir yerlerde yollarımız kesişiyor. İş hayatında her gün görüştüğüm ve ragbi vasıtasıyla tanıştığım en az 10 tane insan var.

ZE: İstanbul’da son dönemde güzel bir etkinlik başladı: Sosyal Ragbi. İki haftada bir toplanıyorsunuz ve gün boyunca güzel etkinliklerle ragbi oynuyorsunuz. Hatta bir hafta takım kaptanlığı da yapmıştın. Sosyal ragbi deneyiminiz nasıl gidiyor?

MG: Onur Baykal ağabey, Ottomans Ragbi’nin de kurucularındandır, Türkiye’de ragbinin rekabetçi kısmından dolayı sosyal kısmının geri kaldığını düşünüp, benim gibi göbekli arkadaşları da ragbi oynatabilecek bir etkinlik yapmak istedi. Bu fikri çok destekliyorum. Ragbide her boya, her kiloya yer var. İlla birinci ligde veya milli takımda oynayacak diye bir kaide yok. Bu sosyal ragbi etkinliği de bunu sağlıyor. Sonbaharda ve kış başında maçlarımızı oynadık. İlkbahar ve yaz aylarında da bu maçların devamı olacak. Seven bütün arkadaşlarımızı bekleriz. Eski dostları tekrardan gördüğümüz, çok güzel bir etkinlik oluyor.

ZE: Türk ragbisine geri dönersek, takip ettiğin kadarıyla Türk ragbisinin elzem olarak halletmesi gereken problemleri nelerdir?

MG: Öncelikle bir program kurulmalı. Bu programda, ragbi oyuncularının yeteri kadar maç oynayabileceği bir lig hazırlamalı. Bu tabii eminim belli maddi yetersizliklerden dolayı yapılamıyordur. Bu konuda da federasyonun desteği olmalı. Onun dışında da pandemi maalesef çok etkiledi. Türkiye’de ragbinin kaynağı üniversiteler. Üniversitelerin uzaktan eğitimde olduğu süreçte, antrenmanlar aksadı. Düzgün bir lig olduğunda, sporcular yılda 15-20 maç oynayabildiklerinde, bir iki sene içerisinde en iyi haline geri döneceğini düşünüyorum. Bunun dışında, medya desteği sağlanıp insanlara duyurulabilirse, çok daha iyi olur.

ZE: Türk gençlerine ne söylemek istersin? Bu spora neden başlasınlar?

MG: Ragbi bence, dünyanın en keyifli sporlarından biri ve insana o kadar çok şey öğretiyor ki bunların hiçbirisini ne okulda ne hayatta bulamazsınız. Ben bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak, bir uluslararası lojistik firmasının genel müdürlüğünü yapıyorum şu anda. Okulda öğrendiğim bilginin %10’unu bile kullanmazken, ragbi sayesinde öğrendiklerimin tamamını yaşıyorum. Ekip çalışması yapmanın, yoktan bir ekip var etmenin, zorluklarla mücadele etmenin, insanları bir amaç uğruna motive etmenin, bir oyun kurmanın veya taktik geliştirmenin hepsini ragbi sayesinde öğrendim. Bunları kimseye okulda öğretmiyorlar. İnsanın karakterini çok geliştiren bir spor olduğunu düşünüyorum. O yüzden, hem zevkli hem de insanın bu denli karakterini geliştiren bir sporu yapmalarını tavsiye ederim.

ZE: Son sözlerinde tamamlayabiliriz.

MG: Bugün Trakya Ragbi’nin geçmişten geleceğe bir antrenmanına katıldım. İnanılmaz keyif aldım. Bu ortamı umarım uzun yıllar sürdürebiliriz. Bizim takımı kurarken bir hayalimiz vardı: 30 sene sonra çocuklarımızla, arkadaşlarımızla birlikte, yine aynı sahada buluşup vakit geçirmek. Görüyorum ki Trakya Ragbi bu yolda çok ciddi bir ilerleme kaydetmiş ve bu, hayal olmaktan çıkmış. Bunun için yalnızca biraz daha yaşlanmamız gerekiyor. O yüzden çok mutluyum. Tüm eski takım arkadaşlarıma da selamlarımı iletiyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!