Zihin de kusar

Alışık olmadığı tatları ya da zararlı bir besini mide, nasıl kusuyorsa zihin de sindiremediği düşünceleri, parçalayamadığı duyguları kusabilir mi?

Bilinenin aksine kusma eylemi, mideden değil beyinden gelen sinyaller sonucu oluşuyorsa insan beyni bunu pekala yapabilir.

Burnumuza pis kokular getiren olaylar, ağzımızın tadını bozan davranışlar, zehirli kişiler, bayat laflar, küflenmiş vaatler, sünen müjdeler, rengi atan yalanlar  karşısında zihnimiz bir güzel öğürerek tepki vermeli.

Bilirsiniz; kusma öncesi genelde rahatsız edici bir bulantı oluşur. Bu bulantı, açık havaya çıkarak, derin nefes alarak, uzanıp dinlenerek, ferahlatıcı kokuları içinize çekerek azaltılabilir, ertelenebilir veyahut engellenir.

Ben zihnimin böyle bulandığı zamanlarda uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Yağmur, çamur demeden adım adım ilerlerken derin derin nefesler alıyorum. Memleketimin soğunu da rüzgarın getirdiği taze havayı da bol bol içime çekiyorum. Bu süre boyunca şehrin en az iki mahallesinin sokaklarını dolaşıyorum. Yayaya geçiş önceliği veren sürücülere, karşı kaldırımdan geçen; bir yerden tanıdığım ama o an çıkaramadım aşina yüzlere selam veriyorum, gideceği yerin yolunu soranlara tarif, yardımseverlere güzel dilekler sunuyorum. Sokak hayvanlarına mama ve su veren hayvanseverlere gülümseyip kısa, tatlı sohbetler ediyorum. Eh hayat her zaman güzel geçmediği için fren ayağının altındayken kornaya basan sürücülerin yedi sülalesinin hatrını soruyorum. On adım ilerideki çöp konteynerı yerine yere çöp atana, bakışlarımdan anlamazsa “Hiç yakıştı mı?” diye soruyorum. Bu soruya en çok sinkaflı küfürler eden öğrenciler cevap veremiyor. Trafik kazalarına tanık olurken sokaktaki canları beslemek adına çöp konteynırının yanına yemek artıklarını gelişigüzel bırakanlara, bir türlü rastlamadığım için onlara “Siz de çorbayla yemeği karıştırarak mı yiyorsunuz?” diye soramıyorum.

Haliyle zihnimin bulantısı bu gördüklerim karşısında aldığım derin nefeslere, yürüdüğüm kilometrelere rağmen azalmıyor. Eve dönünce ikinci çareye başvuruyorum; dinlenirken memlekette olup bitenlere, haberlere göz gezdiriyorum uzandığım yerden. Ekonomi gündeminde bayat laf kırıntıları, politikacıların küflü vaat parçaları, sünmeye yüz tutmuş müjdeler, rengi bozarmış yalanlar zihnimde istem dışı bir sancıya neden oluyor. “Meret! böyle de geçmiyor.” Eh geriye ferahlatıcı kokular kalıyor; en sevdiğim kokuyu almak için mutfağa kahve yapmaya gidiyorum. Yanından geçerken vazodaki kuru lavanta demetinin rayihasını içime çekiyorum ama kahrolası bulantıyı engelleyemiyorum. Hanımeli için bahara, iyot kokusu için yaza kadar sabrediyorum.

Ne zaman elime kâğıdı ve kalemi alıyorum zihnim direnmeyi bırakıyor. Kalemimden dökülen kelimeler öbek öbek cümle olarak birikiyor bembeyaz kağıdın üzerinde. Sıkılmadan, sakınmadan ve dik durarak zihnimdekileri kusuyorum. Yazdıkça duyduğum bulantı hafifliyor. Hafifledikçe rahatlıyor, iyileşiyorum. Yıllardır mideme söz geçiremeyen beynim, ellerime verdiği emirlerle iyi iş çıkarıyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
error: İçerik korunmaktadır !!