“Bir hayır!”

Dünyada 8 Mart “Emekçi Kadınlar Günü”, 25 Kasım “Kadına Karşı şiddeti Önleme Günü”, sonra “Dünya Kız Çocukları Günü”, “Çocuk Hakları Günü” ve daha sayamadığım bazı önemli günler… Savunmasız olduğu düşünülen, ya da yasaların insani haklarını yeterince savunamadığına inanınılan grup ve insanların haklarına dikkat çekilmesi adına bu özel günler ilan edilmiştir. Özele inildiğinde, bu tür günlerin genellikle kadınlar ve çocuklar için ilan edildiğini görüyoruz.
Bilinen dünya tarihi boyunca, çocuklar küçük olduğu için, kadınlarsa doğurganlıklarından dolayı üretimden kopartılarak evde kalmaya zorlandığı için ezilip haksızlığa uğradılar. Ülkemiz özelinde gün geçmiyor ki bir kadın, eşi, sevgilisi, abisi veya bir erkek tarafından “namusunu temizlemek için” şiddet görmesin ve katledilmesin. Çünkü kadın o kadar meta ve savunmasız, aciz olarak algılanıyor ki, kanunlar izin vermese bile bir çok sebepten dolayı öldürülebilir ve şiddet görebilir gözüyle bakılıyor. Şiddet sadece fiziksel olarak algılanmmamalıdır. Kötü bir söz ve bakış da aynı zamanda şiddettir. Ayrıca gerçekten utanç verici bir konu daha var. Şöyleki; bir kadın cinsel saldırıya uğradığında bekarsa ve eğer tecavüzcüsü ile evlenirse erkek cezaevine girmekten kurtulduğu gibi kadının da “namusunun temizlendiğine” inanılıyor.
Toplumsal eğitim akılcı, eşitlikçi, bilimsel ve ihtiyaçlara cevap veren insan onuruna yakışan bir anlayışla uygulanmadığında, caydırıcı kanunlar çıkarılmadığında ve yürürlükteki kanunlar hep erkeklerden yana uygulandığında kadına karşı şiddet önlenmediği gibi topluma barışın ve huzurun gelmesi mümkün değildir. Bu konuda toplumsal değişimi sağlamak, haksızlıklara karşı koymak, toplumsal yanlış anlayışları değiştirmek için mücadele etmek, öncelikle kadınların görevi ve sorumluluğudur. Çünkü kadınlar olarak kendi haklarımıza sahip çıkmazsak ve bu konuda ısrarcı olmazsak değişimi sağlamamız da mümkün değildir.
İşte size inançlı ve gururlu bir kadının neleri değiştirebileceğini gösteren gerçek bir hikayesi:
Franca Viola, kendi “onurunu kurtarması” için saldırganıyla evlenmeye zorlandı. Ancak O buna “hayır” dedi ve bu tek kelime İtalya’nın tarihini sonsuza dek değiştirdi. 1965 yılında İtalya’da yürürlükte olan yasa, bir kadına zorla saldıran erkeğin, mağduru ile evlenmesi hâlinde cezadan kurtulmasına izin veriyordu. Bu durum, çok sayıda kadın kaçırma ve zorla evlendirme vakasının sıradanlaşmasına yol açmış, mağdurların kendi kaderleri üzerinde hiçbir söz hakkı bırakmamıştı. Ancak 17 yaşındaki Franca Viola, ailesinin de desteğiyle bu geleneğe ve hukuki düzene meydan okudu. Saldırganı ile evlenmeyi reddetti ve onu mahkemeye çıkardı. Davanın sonunda fail 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Viola’nın cesareti, İtalya’da büyük bir toplumsal ve kültürel tartışma başlattı. Kadın hakları, bireysel özgürlükler ve “namus” kavramı ülke çapında yeniden ele alındı. Bu sürecin sonunda yıllar sonra, kadınları failiyle evlenmeye zorlayarak cezayı ortadan kaldıran 544. madde 1981 yılında tamamen yürürlükten kaldırıldı. Franca Viola’nın kişisel mücadelesi sadece kendi hayatını değil, binlerce kadının kaderini de değiştirdi. Bir bireyin cesur duruşu, bir yasayı yıktı ve uzun yıllar boyunca susturulan mağdurlar için yeni bir dönemin kapılarını araladı.
Cengiz Han’ın bir sözü vardır. “Bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı, komutan bir orduyu, ordu koca bir ülkeyi kurtarır!”
Bir kadın da mücadele eder ve desteklenirse önce kendini sonrada bir toplumu kurtarabilir. Biz de gücümüzü küçümsemeyelim, birleşerek ve mücadele ederek kadınlara şiddetin son bulmasını ve eşit bireyler olarak değer görmesini sağlayabileceğimizin farkına varalım.
Hak ettiğiniz sevgi ve saygıyla kalın…



